26 Aralık 2012 Çarşamba

Mutlu Yıllar !



    Yeni yıla girmeye şunun şurasında ne kaldı ki? Kısa bir yazıyla eskiye hoşçakal yeniye merhaba diyerek bu yılın postlarını bitirmek istiyorum.  2012 güzel geçti, gözüme girdi. 2012 dendiğinde hep iyi şeyler aklıma gelecek. 2013'ten de umutluyum. Ne gelir ne gider bilinmez ama iyi şeyler beklemek bana huzur veriyor.
  Kısaca;  iyi düşünelim iyi olsun, kötüler bizden uzak dursun, aman Maya'lara bulaşmayalım ve sağlığı elden bırakmayalım :) 
                                        HERKESE MUTLU YILLAR DİLİYORUM.....


20 Aralık 2012 Perşembe

PİNK - TRY

   Pink'in performansına hayrandım ama bu kadarını beklemiyordum. Harika şarkıya süper klip..


17 Aralık 2012 Pazartesi

Yılbaşı Havası

Hem reklam hem Yeni Yıl kutlaması ( ya da Christmas ) Eh artık yeni yıl havasına blog olarak girmek lazımdı. Açılışı bu reklamla yapalım, yılbaşı eşiğini atlayalım.

13 Aralık 2012 Perşembe

Tek İşim Film İzlemek Olsa :)


  Bugün Hobbit gösterime girdi. Çekileceğini ilk duyduğumdan beri heyecan yapan bünyemi 1-2 gün daha dizginlemek zorundayım. Zira ilk günler tıklım tıklım olan salonların tenhalaşması lazım. Sevmem öyle dop dolu, gürültülü, bol laflı salonları.  Beklerim ben 1-2 gün ... 



    Efendim yönetmenimiz Gore Verbinski.. Karayip Korsanları desem, Halka desem, bir fikir oluşturur herhalde. Sonra Johnny Deep ve Helena Bonham Carter var. Ben daha ne yazayım. 2013'te gösterime girecek. tık tık




   Bu ikili bildiğimiz Hansel ve Gretel kardeşler. Sanırım küçükken cadıyı fırına atıp kurtulduktan sonra niyeti bozmuşlar. Biz cadı avlamada başarılıyız diyerek bunu iş haline getirmişler. 2013'te izleyeceğiz. 






   2013'te gösterime girecek bir film daha. Gene dünyanın sonu gelmiş. Dünyayı araştıran bir asker ki bu Tom Cruise oluyor. Öyle bir konusu varmış. Tam anlamadım, izleyerek anlamak lazım. tık tık




    Stephenie Meyer'in Kitabıdır. Okurken ben çok keyif almıştım. Alacakaranlık aklınıza gelmesin. Hiç alakası yok. Bu da 2013'te.. tık tık







    En iyisini sona sakladım. Nasıl 2013 yazı beklenir ki! Gene dünyanın sonuyla, dünyayı kurtarmakla, insanlığı yaşatmakla ilgili bir film. Ben hiç sıkılmadan izlerim bu konuyla çekilmiş filmleri. Brad Pitt var hem, izlemezsem ayıp. Hem yakında kamera arkasına geçecekmiş falan. Neme lazım son filmi falandır, kaçırmayalım, kaçıranları kınayalım. Yaza kadar beklemek lazım tabii :) tık tık


2 Aralık 2012 Pazar

Kekikli Focaccia



   Ne zamandır denemek istediğim bir tarifti. Zaten iki aydır evde ekmek yapıyorum, bunu yapmadan, yemeden olmazdı. Tarifi Cafe Fernando'dan aldım. Tek farkı yağ konusu oldu. Ben her sene dağ kekiği çıktığında, bir kilo kadar kekiği, kavanozlarda zeytinyağı içinde saklıyorum. Salatalarda ve sabahları peynirin üzerine bir dal kekik yemek çok hoş oluyor. İşte bu kekiği ve yağını kullandım ben tarifte.  Mayalanma sürelerini birebir uyguladım. Sadece orada bahsedilen son üç saatlik mayalanmadan sonra sabahı bekleyemedim ve pişirdim. Sonuç çok güzel oldu. Evi maya ve kekik kokusu sardı. Denemenizi tavsiye ederim. 
   Tarifi tekrar yazmayacağım. Tarif için sizi buraya alalım: tık tık

23 Kasım 2012 Cuma

20 Kasım 2012 Salı

Ege ve Rudolph :)


 Akşam akşam bir bu sevgi fotoğrafı var, bir de alttaki Skyfall saundtrack'i. İyi uykular :) 





18 Kasım 2012 Pazar

Sisle Gelen Yolcu - Grange

       Grange'ın son romanı Sisle Gelen Yolcu. Tüm kitaplarını okudum, bunu da merakla bekliyordum. Almaya fırsat bulamadan, Ege'nin okul kütüphanesinde gördüm. On gün önce aldım, az önce bitirdim. Ne desem bilemiyorum. Her zaman yazdığı gibi yazmamış bu sefer. Diğer kitaplarında, ayrıntılı cinayet tasvirleri, pek kan revan olurdu. Bu kitapta yok. Psikolojinin derin sularında bilgilendim kitabı okurken. Sıkılmadım ama şu kadarını söyleyebilirim; mesela Şeytan Yemini gibi yazsaydı, ben bu 677 sayfayı üç günde okurdum. 





 

14 Kasım 2012 Çarşamba

Çok Yaratıcısın Alisa Burke

   
     Bir insan bu kadar mı yaratıcı ve üretken olur. Kıskanıyorum azıcık. Ama daha çok hayranlık ve imrenme arasında gidip geliyorum. Blogu şurada: tık tık.







4 Kasım 2012 Pazar

Mordor'dan Bildiriyorum...

     Hobbitli, Elfli, Cüceli, Büyücülü uçuş güvenlik videosu. Yeni Zellanda Havayollarını tebrik ediyor, saygıyla ceketimiz ilikliyoruz.


 

24 Ekim 2012 Çarşamba

Krem Karamelli Kek



  Bu kek garip bir kek. Komşum yollamıştı bir akşam. Böyle nasıl desem, kek gibi değildi tam olarak, pastaya benziyordu ama pasta da değildi. Neyse yedik, beğendik, denemeye karar verdik. 

   Tarifi birebir uygulamak gerekiyor. Ölçüler tam. Aşağıya malzemeleri yazacağım. İlk önce 4 kaşık şekeri bir teflon tavada eritiyoruz. Rengi kahverengiye dönmeye başlayınca alıyoruz ocaktan. Aman çok yakmayın. Bir yuvarlak fırın kabının her tarafını katı yağla yağlayıp, şeker donmadan, gelişi güzel, şerit şerit fırın kabının tabanına erimiş şekeri döküyoruz. Kabımızın tabanını bu şeker tamamiyle kaplamıyor. Heyecana gerek yok, böylesi doğrudur. Bu şeker hemen donuyor, cam gibi oluyor. Şimdi bu kabı kenara koyun ve krem karameli hazırlayın. Hazırladığınız krem karameli fırın kabınıza dökün. Bayağı sulu bir karışım oluyor ama dorğu gidiyorsunuz. Sıra geldi kek karışımına. Kek kısmı bildiğimiz kek aslında. Hazırlayıp krem karamelli sıvının içine döküyoruz. Ben de keki sulu karışımın içine dökerken ''bu nasıl olacak böyle'' diye düşünmüştüm. Pişince kek üste çıkıyor, krem karamelli kısım altta kalıyor. Bende bunu pek anlamadım ama öyle oluyor işte :)

    Pişirme kısmı benmari şeklinde. Kek kabını alacak büyüklükte bir fırın kabını suyla dolduruyorsunuz. Asıl kabın yarısına gelecek kadar su dolduracaksınız. Sonra kekli kabı bu sulu kabın içine oturtup 180 derecede bir saate yakın pişirin. Kek piştiğinde krem karamelde pişmiş oluyor. 

Malzemeler:

En dış katman için: 4 yemek kaşığı şeker ( eritilecek )

Krem Karemel için: ( iyice çırpılacak )

4 yumurta
1 su bardağı şeker
1 vanilya
500 ml. süt

Kek için:

3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 yemek kaşığı kakao
1 su bardağı un
1 kabartma tozu
1 vanilya
3/4 su bardağı sıvıyağ



23 Ekim 2012 Salı

İkna Oldum Tim ....

      Evet ikna oldum. Ben Tim Burton filmlerine hastayım. Onun karakterlerine bayılıyorum. Karanlık Gölgeleri sabah itibariyle izlemiş bulunmaktayım. 2oo yıl uyuyup uyanan Barnabas, sen nasıl bir vampirsin? Uyumsuz hallerin ne güzel ne güzel :)

    Bu filmi tavsiye ediyorum ve tüm Tim Burton filmlerini de.. Özellikle Big Fish, Beter Böcek, Sweeney Todd, Makas Eller, Alice in Wonderland, Maymunlar Cenennemi.


22 Ekim 2012 Pazartesi

Koşu Bandı İçin Güzel Fikir

     Otuz yaşımın ortalarına yaklaşırken, artık hayatıma daha fazla hereket katmamı söyleyen Dr.Öz ve diğer bilir kişilere gelsin. 

     Ben fikri çok sevdim. Zaten şifonyer üstünde laptop denemişliğim vardı. Lakin koşu bandının sesinden, izlediğimi duyamadığım için bir daha denemedim. Bu koşu bandı masası fikrine valla bayıldım. Koy laptop'unu, tak kulaklığını, izle Supernatural'i. Al işte 40 dakika yürümüşsün. 

     Google'ı talan ettim, Türkiye'de bir online satış kanalı bulurum diye, bulamadım. Eğer varsa online satan bir yer, sevabına haber verirseniz sevinirim :)


 

25 Eylül 2012 Salı

AÇEV




       Etrafınızda okuma yazma konusunda sıkıntısı olan bir yetişkin ya da ilkokul diploması olup, ortaokulu dışarıdan sınavla bitirmeyi düşünen birileri varsa, onları  http://www.acevdeokuyaz.org sitesine yönlendirin. AÇEV'in uzaktan eğitim portalı çok işlerine yarayacaktır. 

16 Eylül 2012 Pazar

Rudolph

video


       Köpeğimiz Rudolph. Her sabah gittiğimiz köpek parkında, kendi kendine vakit geçirirken videosunu çekeyim dedim. Yakında baba olcak ama haberi yok sanırım :)
   
      Herkese iyi bir hafta diliyorum.

2 Ağustos 2012 Perşembe

5 Temmuz 2012 Perşembe

Tatil...

  Egeyle Avşa yolcusuyuz. Ağustosta döneriz. Sevgiler.






28 Haziran 2012 Perşembe

Verdiğimiz Rahatsızlıktan Dolayı Özür....

      Burayı çok seviyorum. Haberim oluyor böyle işlerden. Yani adamlar yapıyor.

       Alttaki video çok iyi bir fikirle çekilmiş. Hani sigara içen varsa aranızda rahatsız edeyim sizi dedim.

 

25 Haziran 2012 Pazartesi

Bugün Güzel Bir Gün.



     Bugün güzel geçsin diye, tüm iyi halimizi kuşanıp, Egeyle çıktık dışarıya. Ziyapaşa civarı takıldık. Ona kıyafet bana Body Shop yaptık. Parfüm, kapatıcı ve ışıltılı bir baz alıp çıktık. Başka başka yerlere uğrayıp, North Shield'de babamızla yemek yedikten sonra gene döndüm Body Shop'a :) Dedim ki: ''aklım kaldı o mercan rengi rujda, neredeydi, bakabilir miyim tekrar.'' Çok beğendim rengini, %50'de indirim varmış, aldım bir tane.


22 Haziran 2012 Cuma

Serinlik Aşkına...


    Aslında bugün hava çok güzel, esintili ve püfür püfürdü. Yani tam istediğim gibi... Ama biz, biraz daha serinleyelim diye, suya batıp batıp çıkalım, balıklama atlayalım, kursta öğrendiklerimizi anneye gösterelim diye havuza gittik. Oh dedik, serinledik,  geldik.


20 Haziran 2012 Çarşamba

ALOHAAAA 47 :)



Tatil başladıi başlamasına da, sıcaklar iyice bunalttı. Nedir bu havaların hali anlamadım. 47 dereceyi gördü gözlerim. Acil Avşa'ya gitmek lazım. Ege bile geçen gün ''alohaaa, alohaaa'' diye uydurmasyon şarkı söylüyordu. Onun da tatile gidesi var sanırım. Alohaaa :)




12 Haziran 2012 Salı

Başlıksız....


AVUSTURYA LİSESİ’NİN NAZLICAN ÖZKAN’A YAŞATTIKLARI / Bedri Baykam / 5 Haziran 2012 tarihli Cumhuriyet makalesi..



Bu yazıyı lütfen dikkatle okuyun. Özellikle Avusturya Liseli iseniz… Mensubu olduğunuz kurumun nasıl bir uygulamaya bulaştığını görün.
Silivri’ye davayı izlemeye gittiğim günlerden birinde, Tuncay Özkan bana Avusturya Lisesi’ni ömür boyu affetmeyeceğini ve çıkar çıkmaz ilk işlerinden birinin onlarla yüzleşmek olduğunu aktarmıştı. O andan itibaren medyadan bu konuda kulağıma yankılanan haberlerin derinine dalmaya karar verdim. Evvelsi hafta nihayet Tuncay Özkan’ın canı kadar sevdiği sevgili kızı Nazlıcan ile buluşma fırsatım oldu. Yaşadığı drama karşın son derece sağlıklı, metanetiyle dikkat çeken, babasına yakışan bir kız. Kendisini zaten mahkeme salonunda daha önce izlemiş ve etkilenmiştim.
Bir öğrencinizin babası, herhangi bir nedenle hapishanede olsa, o okulun yönetimi olarak ne yaparsınız? Tek seçeneğiniz vardır: Bu öğrenciye her açıdan destek olmak, maddi manevi sorunlarına eğilmek, ona yakın bir akrabanız gibi davranmak… Hele vak’a Tuncay Özkan’ın ki gibi tüm toplumu ilgilendiren tarihi medyatik bir dava ise, gerekirse bir psikolojik destek sağlamayı da gündeminize alabilirsiniz. Aksi düşünülebilir mi?
Bakalım Avusturya Lisesi’nde Nazlıcan neler yaşamış: Tuncay Özkan ilk içeri alındığında okul müdürü Ziya Bey imiş ve çok anlayışlıymış. Ardından Yasin Beşerler gelmiş, işler değişmiş. Çarşamba günleri, Nazlıcan’ın babacığını ziyaret edebileceği günü Tuncay’ın satırlarından okuyalım: “Kızım Nazlıcan, her Çarşamba hiç sektirmeden geliyor. Hasretimiz tarifsiz. İçimizdeki yangın her görüşte daha da büyüyor. Her Çarşamba o nedenle ibadet günü gibi. Alev alev yanan yüreğe benzin döküyoruz. Ateşe uçan pervaneler gibi, cama yapışıyoruz; açık görüşte sarılıyor, koklaşıyoruz.” İşte bu buluşmalar yüzünden Nazlıcan’ın gidemediği Çarşamba okul saatleri, birileri için bahaneyi oluşturuvermiş. Önce iki Avusturyalı öğretmen, “Ergenekon, Nazi örgütü mü?” diye söylenmeye başlamışlar. Aralarından biri, Frau Berger, Nazlıcan’a “Sen gelme sınıfa artık, senden vazgeçtim, kaldın” diye çıkışmış. Nazlıcan’ın derse devam etme arzusu, duvarla buluşmuş. Olaylar bununla kalmamış, muhasebe hocası Frau Braunschmidt, derste kendisine soruları yönelten Nazlıcan’ı tersleyip“Karşımda oturma! Bilmiyorsun, soru soruyorsun. Derste zamanımı alma!” deyivermiş; fakat ruhunda 1940’ların ağır sıvıları dolaşan bu dar bakışlı kadın, bununla da yetinmemiş, Nazlıcan’ın okulda olmadığı bir gün sırasından kitap ve defterleri hışımla alıp bir kısmını çöpe bir kısmını camdan aşağıya atmış. Burada yazımıza bir saniye ara verelim: Bu doğrudan klinik psikiyatrik tedavi gerektirdiği tartışma götürmez hareketleri yapan kişi, “öğretmenlik” gibi bir meslekte barınabilir mi? Bu hareketi yapanı işinde tutan bir “okul” saygınlığını sürdürebilir mi?
O andan itibaren ısrarla Nazlıcan ve annesi okuldaki rehberlik hocası Ayça Hanım’dan randevu istemişler. Ama nafile, diyalog “sağlanamamış”. Bunun ardından Mart 2010’da Nazlıcan’ın tasdiknamesi eline verilmiş! Bu yıl Şubat ayının 29’unda, Nazlıcan CNN’de 5N1K Programı’na katılınca olay alevlenmiş. Avusturya Lisesi ise “iddialara” 2 Mart günü bir yanıt vermiş. Fakat kamuoyunun ateşini söndürmek için ortaya sürülen bildiri içler acısı cümlelerle dolu: Lise’nin iddia ettiği gibi Nazlıcan’ın 45 gün sınırına yaklaşan bir devamsızlığı olduğu, Nazlıcan ve ailesine göre kesinlikle gerçek dışı. “Belki toplasanız 15-16 gün eder etmez“ diyor Nazlıcan. Avusturya Lisesi’nin kaçak güreşi bununla bitmiyor: “2010 yılı Nisan ayında öğrencinin velisi Arzu Özkan, kızının daha başarılı sonuçlar alabilmesi amacıyla, sanat alanında eğitim veren bir okulda okumasını tercih ettiğini belirterek, tasdiknamesini almak üzere başvuruda bulunmuştur.” Bu da tamamen panik içinde desteksiz atış! Çünkü Nazlıcan veya ailesinin ne yazılı ne de sözlü böyle bir talepleri olmuş! Ayrıca tasdiknameyi Nazlıcan’ın eline veren okul, ne özür dilemiş ne de okula dönmesi için talep iletmiş.
Bir baba olarak Tuncay’ın isyanını iyi anlıyorum. Yaşanan bu ayıp, herkesindir. İsyan ederek Silivri’den skandalı takip eden arkadaşımdan bir yurttaş olarak özür diliyorum: Toplum bu denli tepkisiz olmasa, bir lise, böyle Nazivari tavırlara cüret edebilir miydi? Böyle bir okulun mensubu olup içinde insanlık olan herkes, yerin dibinde hisseder kendini… Lisenin değerli mezunlarını ve tüm okul camiasını göreve davet ediyorum!

4 Haziran 2012 Pazartesi

Haydi Balkona !

Bu bankı yaz bitmeden balkonumda görsem, ne güzel olur..


22 Mayıs 2012 Salı

Başıboş Gün...



      Ne zamandır: ''Bugün dışarıda işim olmasın, hatta evde de iş olmasın, şuursuzca dinleneyim, bir koltuktan ötekine devrileyim, salınarak evin içinde gezineyim, çiçeklerimle ilgileneyim, instagramlık fotoğraflar çekeyim, kitaplara sarılarak, müzikle çoşarak birgün geçireyim '' diyordum ki, sonunda oldu, dışarı adım atmadan yarısını bitirdiğim bugün benim günümdür :) Yukardaki cümlenin tüm içeriğini yerine getirdim bile. Kitap okudum, ne zamandır yüklemek istediğim parçaları yükledim telefonuma, koltuk koltuk, oda oda gezindim. Ne çok özlemişim evde vakit geçirmeyi.

    

11 Nisan 2012 Çarşamba

Sakız Reklamı

Ben bayıldım, bizde de böyle işler yapılsa keşke...

14 Mart 2012 Çarşamba

Mor Güzeller, Muskariler...

    ''Hava o kadar kapalı, kasvetli ve sıkıcı ki. '' diye tarif eder çoğu kişi bugünü.  Oysa ben çok severim böyle kasvetli, karanlık havaları. Güneş gözükmez, şıpır şıpır yağmur hiç durmaz, Rudiyle çiş yürüyüşleri işkenceye dönüşür. Ama olsun genede ben çok severim böyle havaları. Neşem gelir, hareketlenirim. Nescafe-Albeni uyumuna teslim olurum. Evde oturmayı seven ben , daha bir tutkuyla bağlanır olurum evime.
    İşte öyle sıkıntılı kasvetli bir havada, muskarilerim de ben gibi. Pek kıpırtılı ve neşeli :)

13 Mart 2012 Salı

Sonunda Denedim, Oldu Galiba...




   Ne zamandır hatta uzun zamandır denemek istediklerimin başında yer alıyordu bu limonlu cheesecake. Malzemeleri toparladım, biraz tarif bakındım ve pişirdim. Oldu mu oldu. şimdi biraz daha küçük bir kalıp alıp onunla denemek istiyorum, daha kalın olsun diye, daha iri ısırıklar alabileyim diye :)

Malzemeler:

500 gr labne
1 paket kreme
1 bardak şeker
2 yumurta
3 yemek kaşığı un
1 vanilya
2 limon kabuğu rendesi
1 çorba kaşığı limon suyu

Taban için:

100 gr kurabiye ya da bisküvi ( ben eti burçak kullandım)
1 çorba kaşığı şeker
50 gr tereyağ

Yapılışı:

   Bisküvileri rondoda çekip, içine şeker ve eritilmiş tereyağını ilave ettim. Kalıbımın tabanına yağlı kağıt serdim. Kenarlarını tereyağ ile iyice yağladım. Bisküvili harcı elimle tabana bastırarak yaydım. Biraz kenarlara doğru yükselterek bisküviden bir taban yaptım. Kalıbımı buzlukta 10 dakika kadar bekleterek tabanın salamlaşmasını sağladım. Geri kalan malzemeyi karıştırığ kalıbıma döktüm.  Bu aşamada tek önemli nokta peynirin olabildiğince suyunu almak. Ben labne peynirini tülbente sarıp lavabonun üzerine astım. Arada tülbenti döndürüp sıkışmasını sağladım. Peynirin olabildiince su kaybettiğinden emin olunca cheesecake harcına ekledim. Önceden 160 derecede ısıtılmış fırında pişirdim. Üzeri kızarınca çıkardım fırından. Valla tarifte bir gün bekletip servis edin gibi bir şey yazıyordu. Ben sıcakken yemeğe başladım, ertesi gün devam ettim. Sıcak sıcak da çok lezzetliydi.  

Posted by Picasa

26 Şubat 2012 Pazar

Yağ Mantısı



Malzemeler:
1 yumurta
1 kaşık zeytin yağı
1 bardak süt
2,5-3 bardak un
tuz

Yapılışı:
Tüm malzemeleri karıştırp yoğurdum. Merdaneyle açmaya çalıştım. ''Çalıştım'' diyorum, uzun uzun  uğraştım çünkü. Pek deneyimsiz, şaşkın, acemi ve beceriksizim bu hamur açma konularında. Neyse açmayı başardıktan sonra, çay bardağıyla kesip içlerini kıymalı harçla doldurdum. Sonra çatalla desen yapa yapa kapattım. Desenli mantılarım oldu. Bir kısmını haşladım, bir kısmını da kızarttım. Bence kızartma daha iyi oldu. Eliniz alışıksa, benim gibi bir tabak mantı için iki saat uğraşmayacaksanız yapın derim.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Tatil Gibi Bir Sabah


   
Sabah sabah uzun süre keyif yaptık. Mutfakta takılmayı özlemişim. Bizimkiler mutfakta pek vakit geçirmediğinden hep oturma odası civarında seyrediyoruz ailecek. Bu sabah ne olduysa baba-oğul ben kahvaltıyı toplarken, yamacımda bitiverdiler. Ege legolarını da getirmişti yanında gerçi... Olsun legolu falan da olsa kabulümdür. O yerde legolarıyla oynadı, arada babası da eşlik etti. Ben nescafe yaptım, masa başında oturup içtik, lafladık. Ege ödevlerini yaptı, plastik çizmelerimi giydi. Sonra birer bira götürdük. Youtube'dan şarkılar dinledik. Karışık bir liste olduğu kanısındayım. Don't Cry For Me Argentinayla başladık, Morning Benders-Excuses, Sweet Semphony, Henry Lee, Pump İt, Cem Karaca-Bugün Çok Gençsin Yavrum ve She's Not There dinledik. Ben instagram için fotoğraf çektim. Bir Blue Oyster Bar portrem var ki, sormayın :) Şimdi yanlızım. Havuza gitti ev halkı. Ortalığı toparlamaya başlamadan yazmazsam uzun süre yazaman biliyorum. Tatil gibiydi ama, bence çabuk bitti.



Rudolph'la Islak Yürüyüşler


Bu kış, hep yağmurlu sabahlarda ve akşamlarda yürüdük Rudiyle. Öyle denk geldi. Şurada kısaca bahsetmiştim. Galiba bu kış çok yağmur yağdı Adanaya. Gerçi bana da öyle gelmiş olabilir. Köpeğimiz yokken, yağmurlu günlerde inatla yürüyüşe falan çıkmazdım. Şimdiyse seçme şansım yok, akıllı Rudiyi en azından tuvalet için dışarı çıkarmam gerekiyor. Zaten o üzerine düşeni yaptı, yani tuvaletini tutmayı çok çabuk öğrendi. Sabah akşam olmak üzere iki kez dışarı çıkıyoruz. Hava kuruysa parka gidiyoruz. Büyük bir park var evimin yakınında. Tüm köpek sahipleri birlikte hareket edip, belediyeye sürekli mail yollayarak, parkın içine bir köpek parkı yaptırdık. Artık çok rahatız, tasmalarını açabiliyoruz, deli gibi birbirleriyle oynuyorlar. Sadece yağmur olduğunda parkın içi çamur oluyor diye oraya gidemiyoruz. Yuvarlanarak oynadığı için her yeri çamur oluyor Rudolphun. Temizlemesi çok uzun sürüyor. Bu sebeple yağmur varsa sokakta yürüyüş yapmayı tercih ediyorum. Sadece ayakları ve karnı ıslanıyor, çamur olmuyor. 

Gelelim çizmelere. Yağmurlu günlerde paçalarımın çamur olmaması için ve spor ayakkabımı silmekten bıkıp usandığım için yağmur çizmesi sipariş vermiştim. Markofoni'den geçenlerde almıştım. Dün geldi. Aslında içinde keçe gibi bir şeyden astarı vardı. Ama onunla giyemedim, çok sıktı. Onsuz daha rahat geldi bana, çıkarıp attım. 

15 Şubat 2012 Çarşamba

İkea Sandalyesi



   Geçen hafta gelen sandalyelerim... Biraz gecikmiş bir post olacak ama tembelliğime verin. Haftasonu internette görüp, aceleyle beğenip, fikrimin değişmesine izin vermeden hemen sipariş vermiştim. İkinci gün geldi, inanamadım. İnternetten alış-verişe Tchibo ürünleriyle başlayan ben, en erken gönderen Tchibo diye düşünürdüm. Ama İkea en hızlısı galiba. Birde siparişimin ertesi günü aradılar, aman ambalaj ezik falansa ürünü teslim almayın, sigortalıdır falan diye bilgi verdiler. Takdir ettim.

      Sandalyeler her biri tek kutu içinde olacak şekilde, çok korunaklı olarak paket edilmişti. Montajdan sonra bir hayli kağıt-karton kalabalığı oldu ama apartmanın geri dönüşüm köşesine yığarak bu kalabalık yok edildi. Montaj kolaydı, plan, aletler, vidalar vs. paketlerin içinden çıktı. Üç tanesini ben monte ettim, son bir tanesini Ege okuldan gelince birlikte yaptık. ''Anne bu ne, anne o nereye takılacak'' sorularıyla birleştirdik sandalyeyi.


      Beğendim mi diye sorarsanız, çok beğendim. Masayı yeni almıştık ama uygun sandalye bulamıyordum. İyi oldu, ucuz oldu. Piyasadaki sandalyelerin fiyatını düşününce gerçekten ucuza geldi. İyi bir alış-verişti. 

10 Şubat 2012 Cuma

Bahar Dalı Gördüm...

 
     Bu soğuk yağmurlu günlere inat, arada bir gördüğü güneşten  var gücüyle faydalanıp, çiçeklerini büyütmeyi başaran bir çalı gördüm sabah parkta. Başkaları da var mıydı bilmiyorum. Soğuğa karşı bireysel bir duruş mudur, grup çalışması mıdır hiçbir fikrim yok. Rudiyle parkta salınırken gözümüze ilişiverdi. Çok güzeldi, pespembeydi. Hatta Rudolph yemeye çalıştı, sonra vazgeçti. Çekiverdim telefonumla, içiniz açılsın diye, bahara az kaldı diye :) 
    İyi tatiller...