08 Aralık 2009 Salı

Vişne Kompostosu - 2012 - U2


Buzluktakileri tüketme vakti gelmişti, özellikle vişnelere sık sık gözüm takılıyordu ne zamandır. Geçenlerde Ege'ye vişnesuyu yapmıştım. Son kalanlarla da vişne kompostosu yapıp vişne olayını kapatmış bulunmaktayım.

Beni sorarsanız pek blogla ilgilenemediğimin farkındayım. Zaman yönetimini yapamıyorum sanırım. Yoğunum şu sıralar nedense, ben de anlamadım. Bekliyorum sakince dingin hayatıma dönmek için.
Geçen hafta sinemaya gittim tek başıma. Sabah 11.30 seansına girdiğim için koca salonda da sadece ben vardım. İkinci bir kişi yoktu, iyiki de yoktu. Yanlız kalıp, kendi kendime birşeyler yapmayı özlemişim de farketmemişim. Kendime daha çok yanlız zaman ayarlamaya karar verdim.

Gittiğim film 2012. Ben zaten hareketli, görkemli efektleri olan filmleri keyifle izlerim. 2012'de bu tanıma uyduğundan çok keyifle izledim.

İzlerken; kahvemi içtim, yanında çikolata yedim, dizlerimi ön koltuğun arkasına dayadım, yanımdaki koltuğun birine suyumu diğerine çantamı koydum, ara olduğunda salonun kapısını ben açtım (kimse gelip açmadı nedense), ara bitince evimin kapısını çeker gibi gene ben kapattım sonra gidip yerime oturdum, bitiş jeneriğini tüm yazılar bitene kadar sakin sakin önümden geçen insanlar olmadan izledim. Baktım da yanlız olunca koca salonuda sahipleniyor insan.

Sonra hayatımda ilk kez Kafka okudum, çok sevdim.

Şu sıralar True Blood dizisinin jenerik müziğini sık sık dinler oldum: Jace Everette- I wanna bad things with you. Eskiden de Pixies'den Where is my mind'ı sürekli dinlerdim.

U2 konserine Biletix'ten 2 bilet aldım... Bu hareketimden ötürü ayrıca çok mutluyum. Çok bekledim bu eylemi gerçeklerştirmek için, şimdiyse sabırsızca kıpırdanıyorum.
Tarife gelince kolay bir tarif. Vişneleri ve suyu bir tencereye koyup biraz ısındıktan sonra şekeri ekleriz. Ölçü vermiyorum, ben damak tadıma göre ayarladım. Soğuk soğuk güzel oldu.




23 Kasım 2009 Pazartesi

Dereotlu Peynirli Muffin


Yazacak çok şeyim var ama zaman yok.. Bu sebeple kısa keseceğim. Tarifi bile yazmadan cafefernando 'ya yönlendireceğim sizi.
Ben bu tarifte lor ve fesleğen yerine beyaz peynir ve dereotu kullandım. Diğer malzemeler ve ölçüler aynı. Nasıl oldu derseniz bence harika. Ama birgün mutlaka fesleğenlisini de yapacağım.
Söyleyeceklerim bittiğinden şimdilik huzurlarınızdan ayrılıyorum. Herkese sevgilerimi yolluyorum.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Karides ve Kurutulmuş Domatesli Makarna


Yeni haftaya yeni bir tarif ekleyerek başlamak istedim. Aslında uzun zamandır eklenmeyi bekleyen o kadar çok tarif var ki... Zaman yönetim konusunda biraz özürlüyüm, bunun üzerine üşengeçlik de eklerseniz durum özetlenmiş olur sanırım...

Şu an Adana soğuk ve hava kapalı. Evdeyiz Egeyle. Ege kreşe 1 ay ara verdi. ( Sanırım bundan bahsetmedim size. Öksürüğü uzun süre geçmediğinden, evde dinlenmesi toparlanması için kreşe ara verdik.) Sıkılıyoruz genel olarak, neyseki bir hafta sonra kreşe geri döneceğiz.

Pazar günü uzun zamandır yürümediğimiz kadar uzun yürüdük. Adanayı bilenler Kazım Büfeyi de bilir. Güneşli bir güne uyanınca Kazım Büfeye gitmeye karar verdik. Atladık arabaya vardık Gazipaşa Bulvarına. Biz eşimle yengen, Ege çift kaşarlı götürdü. Yanında koca bardaklarda taze taze portakol sularını da devirdik. Güneş, açıkhava ve portakal suyu üçlüsü olunca bünyemize kıpırtı geldi haliyle. Zaten büfenin sırtı çocuk parkına dayalı, girdik parka... Oynadık oynadık. Sonra yürüdük Gazipaşa sokaklarında.

Eşimle üniversite yıllarında yaptığımızı yaptık aslıda bu pazar. Kazım Büfe'de kahvaltı ve sokaklarda yürüyerek sohbet etmek... Tek fark bugün üçüncü bir kişinin de bunu bizimle paylaşmasıydı: Ege. Küçük bünye parktan sonra biraz sıkıldı, yoruldum falan dedi ama idare etti genede. Arı sinemasını tanıdı, Hale öğretmenimle burada film izledik dedi. Geçen sene doğumgününü yaptığımız Mandu'yu gösterdi.

Tam eve gitsek mi acaba diye düşünürken Balık Pazarına gidelim birde dedik. Balık pazarında burnunu parmaklarıyla kapatarak yürüyen Ege'yi birbirimize gösterip güldük , kılıçbalığının kılıcına elimizi sürdük, koca koca lagoslara hayret ettik, keşke midyede satılsa burada dedik vs...

Bir pazarı biz böyle tükettik. Tek hayıflandığım makinamı yanıma almamak oldu. Balık pazarını ve özellikle Kazım Büfeyi çekmek isterim.

Tarife geçiyorum artık, lafım gene uzadı gibi.

Malzemeler:

Makarna
Kurutulmuş domates
Domates
Karides (istediğiniz kadar )
Soğan
Fesleğen

Yapılışı:

Makarna haşlanır ve beklemeye alınır.
Soğanlar küp küp doğranır ve zeytinyağında pişirilir. Küp küp doğranan domatesler ve kurutulmuş domatesler tencereye eklenir. En son karidesler ilave edilir. Ben bu aşamada yarım çay bardağı kadar su ekledim. Karidesler piştiğinde sos ocaktan alınır ve haşlanan makarnanın üzerine dökülür. Servis ederken üzerine taze fesleğen serpiştirilir.

08 Kasım 2009 Pazar

İzlediğim Diziler Üzerine Bir İnceleme..



Gece gece birden aklıma severek izlediğim dizileri bloguma yazmak geldi. Bunun bir özel bir sebebi yok. Öylesine bir yazı işte..

Tarih sıralaması yapmadan aklıma gelenleri yazacağım. Ama önce birşeyi belirtmem lazım. Ben korku filmi sever biriyim ve fantastik şeylere bayılırım, özellikle vampirli falan olursa daha çok severim. Aslında artık eskisi kadar korkunç şeyler izlemiyorum. Neden mi? Korkuyorum. Dizi zevkimde fantastik şeylerden yana.

Hemen son izlediğimden başlıyayım. True Blood. 2 sezonu yayınlandı, ben netten izledim ve bitirdim. Ama şimdilerde Foxlife'da yayınlanıyor. Sentetik kan icad olmuş, artık insanlara saldırmayan ve topluma karışmaya çalışan vampirlerle, onları kabullenmeye çalışan insanları anlatıyor. Dram aslında. Biraz açık saçık ve bol küfürlü. İlk bölümlerde dumur olduğum zamanlar olmuştur bu nedenle. Gene etrafta, nedense her daim yakışıklı, kaslı, güzel, parlak saçlı, bebek tenli, cool vampirler cirit atıyor. Ben çok beğendim, beklentilerimi karşıladı. Jenerik müziğide süper, ''I wanna do bad things with you'' çalıyor. Uzun ama çok iyi bir jenerik olmuş. Şu sıralar sürekli bunu hınzır şarkıyı dinliyorum.

Ama tabii ki vampir diyince benim aklıma Angel'dan başkası gelmez, tek geçerim. Süper dizidir benim için. Tam bir fanı olduğumu söyleyebilirim. Evde hala kendi ellerimle yaptığım Angel bardak altlıklarım mevcuttur. Eşim bir İstanbul seyehatinden dönüşte bana, Angel ilk sezon dvd koleksiyonunu getirmişti. Çiçek yerine vampir dizisi, anlayın işte..

Sonra Lost var tabii ki. Yeni sezonu bekliyoruz ailecek.

Fringe'i duymuşmuydunuz peki. Geçen sene başladı. 2. sezon henüz ülkemizde yayınlanmaya başlamadı ama ben 5 bölümünü izledim bile :) O da süper, CSI - X Files karışımı gibi.

CSI-Miami'de iyidir. Horatio vardır orada, izleyenler bilir. Sürekli laf sokar suçlulara nedense?

My name is Earl ve Scrubs'da izleyip gülebildiklerimden.

Unutmadan The Lost Room diye bir dizi varmış, süpermiş, değişik bir dünyaymış, falanmış, filanmış.. Şimdi sıra onda. İzleyeyim anlatırım.





Türk dizilerindense sadece Canım Ailemi izliyorum bu dönem. Bi de zamanında İkinci Bahar izlemişliğim vardır, tadı damağımdadır.