26 Kasım 2013 Salı

Focalprice Alış Verişim




         Yaklaşık 40 gün önce verdiğim siparişim, taaaaa Uzakdoğudan geldi. Hemde kargo parası ödemeden.  Bahsettiğim site Focalprice . Herşey var ama daha çok elektronik ve Apple ürünleriyle ilgili zımbırtılar var 😉 . Özellikle iphone kılıfları çeşit çeşit. Ben deneme amaçlı fotoğraftaki kılıfları sipariş etmiştim. Özellikle çiçekli telefon kılıfı ve notpad kılıfının kalitesinden çok memnun kaldım. Hemen hemen 40 gün sürdü elime ulaşması. Kargo ücretide almıyorlar. Daha hızlı gelmesini  isterseniz ücretli posta tercih edebilirsiniz.  Tek sıkıntı postanızı izlemeniz için kod falan vermiyorlar.    Çok yüksek meblağlar ve aynı üründen fazla isterseniz gümrüğe takılabilir, bu konuda dikkatli olmak gerekiyor. Genel olarak fiyatlar çok uygun. Ben bunların hepsine. 18 USD ödedim.  Şimdi bir iki tane daha kılıf almayı planlıyorum .

8 Kasım 2013 Cuma

İnternet Alış Verişi...

                                        


    Uzun zamandır internetten  alış veriş yapıyorum. Artık yaptığım alış verişleri blogda yazmaya karar verdim. Çünkü bende alış veriş yapmadan önce bloggerların yorumlarını okuyorum. Benim için kılavuz oluyor. Bloglardan edindiğim bilgileri değerlendirerek o siteden alış veriş yapmaya ya da yapmamaya karar veriyorum.

    Gelelim dün elime geçen siparişlerden bahsetmeye. BB krem ve göz bakım kremine ihtiyacım vardı. Malum evde bebek olunca dışarı çıkıp alış veriş yapmak istemedim. Bebekten arta kalan vakitlerde evde takılmayı dinlenmeyi tarcih ediyorum. Hal böyle olunca blogları dolaştım ve dermobakım sitesinden sitesinden sipariş vermeye karar verdim.  Physicians Formula'nın BB kremini ve Vichy'nin göz serumunu aldım.  Siparişimi aynı gün kargoya verdiler. Paketim iki gün sonra elimdeydi. Yanına bir sürü hediye koymuşlar, çok sevindim. Kim hediyeyi sevmez ki. Kısaca çok memnun kaldım.

25 Ekim 2013 Cuma

İkinci Bebeğe Merhaba

     Yazmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki nereden başlamalıyım bilemiyorum. İlk önce direk sonuç kısmından bahsetmek istiyorum. İkince bebeğimi dünyaya getirdim. Aslında hamile olduğumu öğrendiğimde aşama aşama bu süreci bloğumda paylaşmak istiyordum. Bir nevi hamilelik güncesi yapacaktım bende. Ama bu hamileliğim hiçte beklediğim gibi olmadı, yazamadım. Zor zamanlardı benim için. İlk dört ay içim dışıma çıktı kusmaktan, ne yediğimi hatırlayamıyorum. Sanırım aç geçirdim o dört ayı. Tam bulantılar geçti derken bu sefer idrar yolları enfeksiyonu geçirdim. Hastane olarak otel konforunda, şık mı şık bir hastanede doğum yapmak istedim. bu sebeple oradan bir doktor seçmiştik.  Kafasızlığıma şaşayım, hastane güzel diye doktor seçersen, sorup soruşturmazsan başına gelebileceklere hazırlıklı olmam gerektiğini sonradan öğrendim. İdrar yolu enfeksiyonu geçirdiğim halde doktorum ısrarla ilaç başlamadı ve ben dört günün sonunda artık kusmaktan su bile içemez hale geldim ve hastanelik oldum.  Aciline gittiğim, evime yakın olan bir hastanede apar topar beni yatırdılar, serum, ilaç falan 4 günde toparlanıp çıktım. Sonra yaz geldi, bahsettiğim Adana yazı. Ben bu arada beşinci ayımda falanım. Sıcağı zaten sevmem, hamileyken nefret ettim. Tüm enerjim gitti sıcakların  bastırmasıyla. Böylelikle hamileliğimi bloğumda ne müjdeleyebildim, ne de iki satır yazı yazabildim.

   Herşey süper gidiyordu, yedinci ayıma girmiştim. Doğumu planlamaya başlamıştım, bebek şekerlerimin malzemelerini aldım, pijama gecelik alış verişine yaptım,  daha bebeğe alış verişe falan çıkacaktım. Yapamadım...

    Ansızın 31. haftamda, televizyonda şapşal bir Türk filmi izlerken suyum geldi.  Neyseki hastane çantamı hazırlamıştım da onu kaptığımız gibi soluğu hastanede aldık. Doktorum geldi, bebeğin ciğerleri gelişsin diye hemen steroid vuruldu, sabah kadar beklemem gerektiğinden sancılarımda başladı. Sabah 08.55'de sezeryanla Sarp doğdu.

    Ve ben hiç beklemediğim bir anda kendimi premature yoğun bakımın ortasında buldum kendimi. Bundan sonrası ayrı bir yazı konusu olsun. En kısa zamanda yazacağıma söz vermek istiyorum ama veremiyorum. Ama umarım en kısa zamanda....





   
   

4 Haziran 2013 Salı

Diren Gezi Parkı

Sloganlarından belli örgütsüz oldukları, o..pu çocuğu  ya da ib..e diye başlayan slogan duydunuz mu hiç...
Kendiliğinden bir araya gelmiş bir sürü alakasız insan görünümündeler. Arkalarında bir yapı aramak manasız.
Ergenekoncu da değiller, yaşları tutmuyor bir kere...
Bu iktidardan daha eski iktidarları hatırlamıyorlar bile, gene yaşları yetmiyor çünkü...
Ve yaşlarından dolayı 28 Şubatı falan da hatırlamıyorlar, bilmiyorlar.
Bir kısmına futbol taraftarı diyebiliriz, pek kabadayılar, maç sloganı kıvamındalar ve pek renkliler.
Bir de eğleniyorlar ki sormayın, o asık suratlı solcularla zerre benzerlikleri yok...
Eeee nedir bu diye sormak bir de üstüne doğru yorumlamak lazım...
Bunlar iç-dış mihrakların oyunu demek, muhalefetin organizasyonu demek, şu noktada bayağı bir komik, gülesi geliyor insanın.

Ne için bu gürültü bu hareket.? Bu dinamizm nereden geliyor?
Kimi içki meselesini üzerine alınmış, kimi 4+4'ü, kimi kürtaj diyor kimi de Reyhanlı...Say say bitmez ama en çok da ''ben %50'nin değil hepinizin başbakanıyım'' diye gelen  başbakanlarının üslubuna fena halde takıklar..
Bir de polisin akıl almaz saldırganlığına.

Bana ''git evinde iç '' demesin, ben ona ''şarap kalbe yararlı, her akşam bir kadeh iç'' diye akıl veriyor muyum? bu noktada akla gelen güzel sorulardan aslında.

İçki düzenlemesine çok da takılmadık da, şu içki içen alkoliktir tavrı, kıyak kafa benzetmesi hiç yakışmadı söyleyene. Niye alkolik olayım... Ve böyle düşündüğüm için çapulcu. 

Yani bence; bu AKP iktidarı dışında iktidar görmemiş gençler, bu üsluba çok bozuklar. Seçimleri olan hayat tarzına karışılsın istemiyorlar. Ve sürekli tehdit edilmekten bıkmış gibiler. Hep böyle bir, aba altından sopa gösterme, bedelini ödetiriz homurtusu, ev de tutamadığım %50 var tehdidi... 

Belki çoğu apolitik ama özgürlük çağında global bilgi ellerinin altında. İstediği kadar medya yayın yapmasın haberleşiyorlar ve duydukları-izledikleri onları öfkelendiriyor. E korku sınırını geçeli de çok oldu. Radikal falan da değiller, sadece saldıran bir taraf var ve mecburen savunma durumuna geçtiler. Kolluk güçleri , parkta yayılan, kitap okuyup gitar çalan insanları  nasıl gösteri yapılır, nasıl mevzi kazanılır konusunda eğitti. 

Artık biraz dinlemek lazım.'' Ben sadece bana oy verenlerin değil hepinizin başbakanıyım'' çok güzel bir cümle. Şimdi böyle hareket etmek lazım. Her konuda laf söylemek iyi bir meziyet değil kanımca. Sokakta öpüşenlere bırakınız anası babası karışsın. İçkisini nerede istiyorsa orada içsin. Sandıkta bir oy diye küçümsemeyiniz,  sizin gibi düşünmüyorlar diye çapulcu diye hakaret etmeyiniz.  Bazen susmak iyidir, bazı durumlarda özür dilemek daha daha iyidir. 





















21 Mayıs 2013 Salı

Su Bahçesi Diyelim, Hem de Saksıda....

     ''Balkonda nilüfer yetiştirme araştırmam'' sırasında bildiğiniz kayboldum. Sonra kendimi bu videoyu izlerken buldum. Bir imrendim bir imrendim anlatamam. Yapabilir miyim acaba diye düşünüyorum şimdi.  İzleyin bakalım, balkonda hoş olmaz mıydı?



18 Şubat 2013 Pazartesi

Hatchi...

 
    Sadakat ve sevgi. Gerçek bir hikaye. Çok dokunaklı, insanın ta kalbinin derinliklerine işliyor.

   Filmi izledikten sonra, benim köpeğim de beni bu kadar seviyorsa diye düşündüm. Sahiplerini bu kadar severken terk edilenler geldi aklıma. Ne kadar büyük bir yıkım olmalı...

   Ailecek izlenebilecek çok keyifli bir o kadarda içinizi ısıtan bir film. Niye daha önce izlememişim ki!




                             

8 Şubat 2013 Cuma

Yatak Odası Değişimi.

   Evin orasını burasını tırtıklayasım var. Böyle alabildiğine beyaz, gri ve ahşabın doğal dokusu olsun istiyorum her yerde. Ferah ferah olsun, ışık olsun, aydınlık olsun. Eşim tabi gösterdiğim fotoğraflara dergilere falan ''aaa çok güzelmiş, bakarız bakarız'' desede pek ilerleme kaydedebilmiş değiliz ailecek. Bu sefer yatak odasına yapılacaklara kafa yormaya başladım. Pinterest'ten aşırdıklarım :)








 Keyifli ve aydınlık bir hafta sonu diliyorum  

19 Ocak 2013 Cumartesi

Na Na Na Na Na Naaaa..... So What!

      Öyle böyle değil feci hastayım, hastayız..  Ben ve  Ege bir haftadır, karşılıklı koltuklarda öksürerek yatıyoruz. Okul falan düşündüğümüz de yok, Egecik iyileşsin yeter. Neyseki dün Ege  iyi oldu gibi. Lakin ben hala atlatamadım. Çok gezmeyi seven biri hiç olmadım, hep evde olma fikrini severim ama bana bile evden bööö geldi.  Bana ve tüm hasta bünyelere enerji vermesi açısından Pink'ten gelsin : na na na naa naaaa, So What!


 

1 Ocak 2013 Salı

Frankenweenie

Yeni yılın ilk filmini izlemiş oldum. Çok güzeldi, sevgi doluydu.. Animasyon ama stop motion tekniğiyle çekilmiş bir animasyon. Çocuklara uygun olduğunu sanmıyorum. Tim Burton'ın hastası oldum sanırım. Saygılar efendim




   ..