31 Ocak 2012 Salı

Evde Sıkıldık, Ne Yapalım Bilemedik ....

Tatilden döndük, evdeyiz artık... Hadi dün anneannesiyle sinemaya gitmişti, günü kurtarmıştık. Ama bugün çok sıkıldık ikimizde.. Hava çok soğuk olduğundan evden çıkamadık. En iyi arkadaşlarından bir tanesi üst katımızda ama, suçiçeği geçirdiğinden evde dinleniyor. Ona gidemedik, bize de çağıramadık.

    Egeciğim, ne yapsın bilemedi gün boyunca. Biraz tv izledi: ''anne ben sıkıldım''diye diye..
    Öğleye doğru alt kata inip, ''köpeğinin burnunu ısıran'' Atlas bebeği sevdik.
    Paltoları giyip balkonda çiçek budadık. 
    Biz yokken başını soğanından çıkaran muskarileri yakaladık, mutlu olduk.
    Babamın ben küçükken üzerine ismimi yazdırdığı, fincanın tabağını inceledik. Fincanı da olsaydı keşke.
    Birde hazine avı düzenledik. Ben Egeye ipuçları olan notlar bıraktım. Her not onu diğer ipucuna yönlendirdi. En son çaydanlık içinde ki çilekli süte ulaştı. Ben küçükken kardeşimle oynardım. Ege'de çok sevdi.
    En son az önce bir puzzle yaptık. 
    Kısaca yarına plan yapmalı, kendimizi dışarı atmalı. 
    




 

26 Ocak 2012 Perşembe

Kayıtlara Geçsin Lütfen: Karnıbahar Dağı

      Niğdedeyim, ev arkadaşımla birlikteyim. Harika zaman geçiriyoruz, eskisi gibi birlikteyiz. Tabii o zamanlar çocuklarımız yoktu. Eskiden tek farkı; çok çocuklu, bol gürültülü, biraz kargaşalı, vır vır sohbet dolu ve anı anlatımının bol olması... Pek keyifli zamanlardan Karnıbahar dağı  :)


22 Ocak 2012 Pazar

Biraz Kar

Bu soğuk ve kar bünyeye iyi geldi.





20 Ocak 2012 Cuma



     Kış geldi, soğuk geldi, yarıyıl tatili de geldi, eh elinde karnesiyle Ege'de teşrif etti... Lakin bizim buralara kar uğramamakta. Karla oynayarak büyüyen ben, 17 yıldır falan kar hayali kurar oldum. Hafta sonları ''Pozantı Kar Gezileriyle'' oyalandık durduk. Bu kış dedik ki: kar bize gelmiyorsa bir ona gidelim. Yarın sabah yolcuyuz. Kar topu oynayıp, kardan adam falan yapı döneceğiz. 

19 Ocak 2012 Perşembe

O Kadar Soğuk ki!

O kadar soğuk ki;

Klima altında ''anne battaniyesiyle'' tv izliyoruz.
Tüm Adana klimalara yüklendiğinden, elektrik kesintileri yaşıyoruz.
Elektrik kesildiğinde, perdeleri sonuna kadar açıp araba sayıyoruz.
Egenin feneriyle yüzümüzü aydınlatıp komik fotoğraflar çekiyoruz.
İphone'da " koşan adam " oynayıp, yarışıyoruz.
         

16 Ocak 2012 Pazartesi

Yağmur !


Bu yağmurda, bu adamla yürüyüş yapmak çok zor ve ıslak...


13 Ocak 2012 Cuma

Toplanmış Mutfak

Topladım üşenerek.
"Kitap okursun, Supernatural'i izlersin işin bitince" diyerek bitirdim işleri ;)



Dağınık Mutfak

      Sabahları bizim evde bir telaş... Egeyi "hiç acelesi olmayan çocuk" kıvamında doğurduğumdan kabahat bende olabilir. Tüm sabah ritüellerini ucu ucuna yapınca, arkamda böyle bir masa ve tezgah kalmakta. Birde Rudolfun sabah tuvalet-park-yürüyüş üçlemesi olunca, evi böyle dağınık bırakıp çıkmam gerekiyor. Bırakıp çıkmak değilde döndüğümde evi böyle görmek canımı daha çok sıkıyor.
Günaydın olsun diyelim, işe girişelim.


11 Ocak 2012 Çarşamba

Danimarka Yazısına Devam...


Gezdiğimiz yerleri anlatacağım ama önce şu çayır olayından bahsetmem lazım... İnanamadım o kadar yeşilliğe. Danimarkalılar; yeşil alanlarına park diyor biz de burada park diyoruz. Hangimiz yanlış bilemedim. Ama onların ki parktan ziyade çayır, bildiğin yemyeşil çayır...

İlk günden başlayalım. Sabah evimizde kahvaltı yapıp, gün içinde atıştırmak için sandviç vs. hazırladıktan sonra doluştuk arabaya. Soluğu Avcılık Müzesinde aldık. Bu müze koca bir park içinde yer alıyor. İçinde bir göl, gölde yüzen nilüferler var.

Oradan Frederiksborg Slotspark'a gittik. Hep aynı şeyi tekrarlıyor gibi olacağım ama gene çayır kıvamında yeşillik karşıladı bizi. Sarayı gezdikten sonra uzun uzun yürüdük, yayıldık yeşilliklerde. Sarayları büyük ve görkemli. Tepeleri küf yeşili kubbeli. Neden küf yeşili diye düşünürken, evde banyoda bıraktığım yüzüğümün günden güne o rengi aldığını görünce, nemden dolayı o rengin oluştuğuna kanaat getirdim. Tabii bu benim teorim, yanlışta olabilir.

Akşam altıya doğru eve döndük, yolda markete falan uğradık. Yorulmuşuz 10'da çocukları yatırıp ertesi günü planladık..

Geldik ikinci güne...Kopenhag'daki hayvanat bahçesi ilk hedefimiz oldu. Kapalı bir havada yola çıktık. Trenle Kopenhag merkez istasyonda inip metroyla hayvanat bahçesine gittik. Metrodan indiğimiz yerle hayvanat bahçesi arasını yürüdük. Hayvanat bahçesi çok güzel. Burada en çok ilgimi çeken şey; yırtıcı hayvanlar hariç, şu belgesellerdeki ''serengeti ovası hayvanlarının'' bir arada tutulması. Geniş bir alanda geyikler, gergedanlar, zürafalar vb. bir arada duruyorlar.

En çok çocuklar keyif aldı sanırım Hayvanat Bahçesinden. Yılanların tanıtıldığı bir show vardı mesela bayıldı bizim küçükler. Yılana falan dokundular, bir heyecan bir heyecan :)

Öğle yemeğini orada sırt çantamızdakilerle yaptık ve İsveç'e Malmö'ye gitmek için metronun yolunu tuttuk. Şimdiye kadar hep yağmur çiseliyordu bundan sonra ıpıslak geçti.

Malmö'ye metroyu kullanarak Oresond Köprüsünden geçerek gittik. İsveç ve Danimarkayı bu köprü birbirine bağlıyor. Köprünün altı metro için, üstü araba yolu. Malmö'ye vardığımızda o kadar çok yağmur yağıyordu ki, hiç gezemedik. Azıcık gezme teşebbüsümüz sırılsıklam olmamıza sebep oldu. Bir kafede sıcak bir şeyler içi kös kös Kopenhag'a geri döndük.

Şimdilik bu kadar. Sonraki günler başka yazı konusu olsun.

10 Ocak 2012 Salı

Kitap Fuarında

Benim 3. Yılına girmiş olan bir kitap gurubum var. Bugün aslında toplantı günümüzdü. Adana Kitap Fuarının ilk gününe denk gelince fuara birlikte gidelim dedik. İleriki aylarda okumak için belirlediğimiz kitapları aldık, gezdik, bakındık.

Aslında güzel ve eğlenceli bir gündü. Boğazımın ağrımasını saymazsam. Çok yağmur yağdı tüm gün, ben zaten bayılırım kapalı ve yağmurlu havalara. Ama dedim ya boğazım .... Zaten çamaşır makinemde bozuldu, kirliler dizboyu, servis desen ortada yok..
Aldığım kitaplar aşağıda. Daha imza günleri var, umarım gidebilirim.

Not: Ayfer Tunç'u tavsiye ederim.

Diğer not: iphon'dan deneme amaçlı yazdım bu postu. Gariplikler varsa, deneme diyelim geçelim.