29 Eylül 2009 Salı

Zeytinyağlı Kabak


Akşama aslında balık yapacağım. Ama evde bir zeytinyağlı olmadan normal hayatıma devam edemiyorum nedense. Buzdolabımı açınca bana bir dost gibi öylece bakmalı. Bir de ailecek ( Ege hariç ) rejime girdiğimiz şu günlerde ilaç gibi geliyor zeytinyağlı sebze yemekleri.
Sabah kahvaltıdan sonra yaptım, akşama yenecek. Soğuk soğuk, hatta ben yerken biraz daha dereotu ekleyeceğim.

Tarife gelince çok kolay. Herşeyi çiğden tencereye doğruyoruz. Öyle soğanları öldürmek, katliam yapmak falan yok. Kabak, soğan, domates, sarımsak, zeytinyağı ve dereotunu doğrayıp tencerenin kapağını kapatıyoruz. En kısık ateşte pişiyorlar. Domatesler yeteri kadar suluysa su koymaya da gerek yok. Soğuduktan sonra yiyoruz tabii, süper oluyor benden söylemesi.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Mercimek Çorbası


Ne desem bilemiyorum. Biliyorum çok zaman oldu bloguma yeni bir tarif eklemeyeli.. Hatta dün blogumda gezinirken yemek blogu kategorisinden çıkmak üzere olduğumu farkettim :) Gezelim, görelim, bağbozumu yok güneye inerken güneş yükseliyormuş... Hani nerede yemek tarifleri, fotoğrafları :) Sanırım yaz gelince kendimi kaybediyorum. Aslında sıcağı pek sevmem, bana beni kaybettiren deniz zamanın gelmiş olması. Eh ne diyeyim, bende böyleyim :)
Ama kış moduna girdik sayılır. Özellikle Ege'nin kreşe başlamasıyla birlikte evdeki düzen geri döndü. Mesela tüm yaz 2-3 gibi yatağa giren ben şimdilerde 11'de yatakodası yolunda yürüyüşe geçmiş oluyorum. Yemek olayı düzene girdi, düzenli pazara gidilmeye başlandı, domates kurutuldu, reçel yapıldı vs...
Sonra hastalanma sezonunuda açtık. Ben ve Ege hasta olduk bile kış gelmeden. Bugün doktora gitme sezonuna da saat 15.30 gibi girmiş olacağız :) Bu yıl erken geldi boğaz enfeksiyonu, hayırdır diyorum.
Ege ve ben hastayız diye çorba yapma ihtiyacı doğdu tabii.. En kolayı mercimek dedim, modifiye edilebilen bir çorba üstelik. Öyle uzun uzun tarif malzemeler falan diye yazmaya gerek olmadığı kanaatindeyim.
Mercimek, azıcık pirinç, bir tüm soğan, 1 orta büyüklükte rendelenmiş havuç, 1 rendelenmiş domates, bol bol maydanoz ve dereotu koydum çorbama. Hepsini düdüklü tencerede biraz sıvıyağ ekleyerek pişirdim. Budur yani. Ben öyle un falan da kavurmam, blendırdanda çekmem. Böylesi de güzel oluyor. Zaten herkesin kişisel bir mercimek çorbası vardır değil mi? Ben hasta oldum pişirdim, siz hasta olmadan yapın :)

Herkese iyi bir hafta diliyorum..

8 Eylül 2009 Salı

Adadan Geldim...


Sonunda evime döndüm... Yaz tatili olayını geçici bir süre de olsa bitirmiş bulunmaktayım. Gelecek sene umarım gene böyle ortadan kaybolurum, gezerim, gezerim :) Önce Antalya'ya gitmiştik. Sonrasındaysa, kış boyunca kulağıma ''gel, gel, gel'' diye fısıldayı beni çağıran yere gittim. Avşa'nın nedense benim üzerimde böyle bir etkisi var. Her sene muhakkak gidilmesi gereken bir yer orası. Zaten ada aslında benim köyüm. Baba tarafından yerlisi olmaktayım adanın... Sanırım küçükken içime deniz suyu kaçmış. Şimdilerde de bu sebeple çekiyor beni Avşa. Neyse bu senede gittim darısı seneye.

Minik bir ada Avşa... Cidden pek de büyük sayılmaz. Tek kusuru belki de pek yeşil olmaması. Aslında kusur bile değil bence, çünkü ada tamamen granitten oluşuyor. Dağ-tepe granit, bu sebeple kendine özgü çalıları var. Ve ben o çalıları çok seviyorum. Bir de,
  • Denizinin serin ve tuzsuz olmasını,



  • Tuzsuz denizde, isteğim kadar gözlerim yanmadan dalmayı,



  • Granitin minerallerinden oluşan, parlayan beyaz kumlarını ,



  • Kumların üzerime yapışmayacak boyutta olmasını,



  • Karşısında 100 yıllık arkadaş gibi duran fener adasını,



  • Halamın ''ben gençken fener adasına yüzerdim'' demesini,



  • Hepsi, birbirinin aynı gibi duran sokak köpeklerini,



  • Güneşin, fener adasının arkasına saklanışını,



  • Denize dalıp midye çıkarmayı,



  • Midyeleri, kayalıklar üzerine oturup temizlemeyi, pişirmeyi, yemeyi,



  • Midye toplamasamda, adada yapılan midye tavaları mideme indirmeyi,



  • Minicik adakarası üzümlerini seyretmeyi,



  • Şaraplarını içmeyi,



  • Hemen hemen 20 yıldır, iskele karşısındaki sokakta bulunan pastaneden paskalya çöreği alıp yemeyi,



  • Fırtına çıktığında iskeleye vuran dalgaları izlemeyi,



  • Çınar ve Çiftlik koyunda yüzmeyi,



  • Uyumadan önce, küçükken adada yaptıklarımı düşünmeyi,



  • Akşamüstü iskelede balık tutanları dikizlemeyi, ''ne tuttunuz'' falan demeyi,

  • Babaannemi, halaları ve kuzenlerimi görmeyi,



  • Adada uyumayı, uyanmayı, kitap okumayı,



  • Gece sabaha kadar süren gürültüsünü,



  • Ama en çok da denizin cam göbeği rengini seviyorum




Bu kayalıklardan midye çıkardık..



Kayalıkların üstünde yakılan ateşte midyeler pişirildi ve yendi..


Midye çıkardığımız yer: Çiftlik Koyu