27 Haziran 2009 Cumartesi

Bardakta Tiramisu


Akşama misafir gelecekti. Tüm yemekleri, aperatifleri hazırlamıştı ama tatlı konusunda hala kararsızdı nedense. Ne yapması gerektiği konusunda hiçbir fikri yoktu ve düşündükçe aklı daha da karışıyordu. Yeteneklerinin farkındaydı. Öyle hamur hazırlama ve onu açma gibi yeteneklerden yoksundu. Öyle baklava falan gibi bir tatlı zaten yapamazdı. Çok da umursamadı bu yeteneksizliğini, zaten şerbet dökülen hamurlu tatlıları oldum olası pek sevmezdi. En çok sütlü tatlıları yapmayı seviyordu. Tam yaşadığı coğrafyaya uygundu aslında. Serin ve hafif. Ama sadece kendisinin böyle düşündüğünü biliyordu. Çünkü burada yaşayan halk aslında şerbeti içine çekmiş tüm tatlılara bayılırdı. Off dedi birden.Offf, ne yapmalıyım? Hala kararsızdı ve yöre halkının tatlı eğilimleri konusunda kendi kendine konferans vermeye başlamıştı. En iyi yaptığı şeyi yapmak akıllıca olurdu aslında. Bunun yannda kolay yapılması ve şık durması da önemliydi. Ne de olsa konuklara ikram edilecekti. İyi yapmak, kolay yapım ve şık görüntü.... Adres belliydi artık. Malzemelerde vardı, çare yok tiramisu yapılacaktı.
Herşeyin yolunda gitmesi için, ilk önce bir nescafe içmesi gerektiğini, işler sarpa sarınca anlayacaktı. Ama tatlısını yapmaya başladığında hala bundan haberi yoktu.
Kek tabanlarını ıslatmak için bir kupa nescafe hazırladı. Ne de güzel kokuyordu. Çok kahve içmezdi. Uzun zamandır ilk kez canı kahve istiyordu. Bir çok isteğini önemsemediği gibi bunu da önemsemedi, görmezlikten geldi. İlk hazırladığı kupayı sakince içip sonra tatlı yapımına başlasaydı herşey başka olabilirdi. Keki ıslatmak için kahveyi döktükçe, canı daha da çok kahve içmek istiyordu aslında. Ama o işine devam etti. Canı o kadar çok istiyordu ki, keke farkında olmadan fazla fazla sıvı dökmeye başlamıştı. Karışıklığa birazdan bu sebep olacaktı. Pasta hazırlandı, en üstüne kreması dökülüp üzeri düzeltildi. Kakao serpmesi gerekiyordu. Kakao paketi elinde pastanın başında dikilirken gözlerine inanamadı. Belgesellerde islediği birşey oluyordu. Eriyip ortadan ikiye ayrılan buzullar gibi pastası kendiliğinden yavaş yavaş ikiye bölünüyordu. Kek kırılıp ayrıldıkça üstündeki kremalarda denize yuvarlanan buzullar gibi aşağıya akıyorlardı. 1-2 dakika sonunda düzgünce ortadan ikiye ayrılmış bir pastası olmuştu. Kendine acıma partisi vermek istiyordu.
Gene bir off çıktı ağzından. Ama aniden sakinleşti, ''telaşa gerek yok'' dedi. Ya bu pastanın hepsini sinirini dindirmek için oturup yiyecekti ya da çözüm bulunacaktı. Tv'de izlediği kup yapılışlarını hatırladı. ''Aynı mantık'' dedi kendi kendine. Kek, keki ıslatmak için sıvı ve krema yokmuydu onlarda da. Çözüm bulunmuştu. Tüm pastayı kaşık kaşık en sevdiği yeşil bardaklarına doldurdu. Konuklara ikram ederkende, üzerine dondurma ve çikolata kreması koymayı tasarladı. Akşam tatlının sırası geldiğinde aynen düşündüklerini uyguladı. Gece 02.00'da yatağına yatarken, dondurma ve çikolata sosunun tatlısına ne kadar yakıştığını düşünüyordu.
Malzemeler:
Kakaolu hazır pastaban
600 gr süt
4-5 kaşık un
Damak tadınıza göre şeker
1 kutu labne
1 bardak neskafe ( şekerli)
Kakao,
Yapılışı:
Süt, un ve şeker bir tencereye konur ve muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırılarak pişirilir.
Ocaktan alınan krema soğurken kabuk tutmasın diye arasıra karıştırılır. Ilınınca labne peyniri de eklenir. Pastabanlar hazırlanan neskafeyle ıslatılır (burada aman diyorum, aman çok ıslatmayın siz benim gibi). İkl parçaya kremanın yarısı sürülür. Üzerine diğer kek parçası konup kalan krema da üzerine dökülür. Üstü düzeltilip, her yerine kakao serpilir.

18 Haziran 2009 Perşembe

Stand by Me....


Stand by me ... çoğumuzun bildiği bir şarkı.. Benim gibi delicesine sevenler de vardır belki... Ben hergün dinlemek isterim, dinleyemesemde söylerim. Belki 10 tane başka başka insanlarca söylenmiş kayıtları var mesela. Onlarıda dinlerim, değişik değişik yorumlardan. Kısace ben bu şarkıyı çok severim.


Ve dün face'den kuzenim bana bir video yollamış.. İnanamadım, bayıldım.. Dünyanın çeşitli yerlerin'de ( Amerika'dan, Afrika'ya, Mexico'dan Moscova'ya ...) bir sürü sokakta şarkı söyleyen, enstrüman çalan insanlara bu şarkıyı çaldırmışlar. Sonrada hepsini birleştirmişler. Ortaya acayip güzellikte bir şey çıkmış. Bayıldım, afalladım, kimlere dinleteyim bilemedim. Bir sürü kişiye yolladım face'den. Sıra size geldi. Videoyu direk buraya ekleyemedim. Linke tıklarsanız varacağınız yer Stand by me...

Not: Ben en çok Grandpa Elliot'a sempati duydum nedense :)

17 Haziran 2009 Çarşamba

Havuçlu Meze


Adana o kadar ısındı ki, artık rahatsızlık vermeye başladı. Ege'de yaz tatiline girdi, kreşe ara verdik. Hava çok sıcak olduğundan parka falan gidemiyoruz. Ege' de evde oturmaktan pek de memnun değil, sıkılıyor haklı olarak. Akşamüstü anneannesine götürüyorum. Oldukça serin ve gölge olan bahçede oynuyor. Anneannesinin sitesinde arkadaş da edindi. Şimdilik böyle idare ediyoruz. Bundan sıkılması yakındır gibime geliyor. Bize sanırım tatil gerek. Bende temmuz ortası gibi Adanadan daha serin bir yere gitmeyi planlıyorum. Avşa'yı çok özledim. Haziran bitti sayılır, temmuz da çabuk geçse.


Bu tarifi geçen gün yaptım. Ben genelde sadece süzme yoğurtla yaparım. Ama bu sefer mayonezde karıştırdım. İkisi de lezzetli oluyor bence. Tarif çok kolay.


Malzemeler:


3-4 tane orta boy havuç

Süzme yoğurt

Mayonez

sarımsak


Yapılışı:


Havuçları rendeleyip çok az yağ da kısık ateşte pişirilir. Soğuyunca sarımsak, mayonez ve yoğurtla karıştırılır. Miktar vermiyorum damak tadınıza göre oranları ayarlayabilirsiniz.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Yalancı Ekmek Kadayıfı


Uzun bir aradan sonra merhaba diyerek başlamak istiyorum. Neden blogumu ihmal ettiğimin bir çok nedeni var aslında. İşin özü birdenbire hayatımın temposunun artmış olması. Sakin, genelde evde kendi başına geçen günlerim birden bire yoğun geçen günlerle yer değiştirdiğinden bloguma uğrayamaz olmuştum. Nedir diye sorarsanız, işte beni blogumdan koparan nedenler.

En önemli neden taşınmamız oldu. Sonunda bizimde evimiz oldu, ev aldık. Ev aldık derken pat diye olmadı. Sayısını hatırlamadığım kadar çok ev gezdik. Ve bu ev gezmeleri inanılmaz vaktini alıyor insanın. Bilmezdim şimdi öğrenmiş oldum. Haa bi de AÇEV'deki derslerimi unutmamak lazım. Haftanın 4 günü 3 saat şeklinde verdim okuma-yazma derslerini. Sabahları yemek vs. yapıp öğlen derse gidiyordum. Akşamüstü 4 gibi ders çıkışı oğlumun kreşine gidip onu alıyor sonra da eve dönüyordum. Bu arada arabamın olmadığını, bu başka başka semtlerdeki yerlere dolmuşla gittiğimide söylemeden edemeyeceğim. Akşamüstü eve gelince de pilim bitmiş olduğundan bloguma tarif ekleyecek gücü arasam da bulamıyordum. Taşındık demiştim ya, işte bu yoğunluğun derslerin falan tam ortasında taşındık. Günlerce evdeki kitapları, dvdleri, cdleri, yastıkları, yorganları ve kıyafetleri paketlemekle uğraştım. Ne kadar yorulduğumu burada mevcut kelimelerle anlatmaya çalışmayacağım bile... Bir de bünye alışık değil. Belki kimileriniz ''ben tam gün çalışıyorum, sen ne diyorsun'' diyebilir. Haklıdır. Ben sakin sakin evde dvd izleyen, pineklemeyi seven, aheste ve gezmeyi sevmeyen biri olarak malesef çok yoruldum. Ve sonra taşınma günü geldi tabii.. Taşındık ama taşınmakla bitmiyor işler. Yerleşmek bambaşka bir şey çünkü. Kursumun bitmesine yakın tüm yerleşme işleri de tarafımdan bitirildi. Sonra kursum bitti. Bir hafta sonra ben fena halde hasta oldum, iki hafta sürdü. Geçen hafta iyileştim ve şimdi buradayım.

Bundan sonra böyle aralar vermemeye çalışacağım. Hatta boş zamanlarımda, resimleri olan yemeklerin yazılarını yazayım saklayayım diyorum. Ama kendime bu konuda malesef güvenmiyorum, yazmazmışım gibime geliyor.

Yazıyı tarife bağlama çabalarına girip laf kalabalığı yapmadan tarifi vermek istiyorum. Dün akşam evimizi görmeye gelen arkadaşlarımıza yapmıştım. İlk defa denedim. Tarif Lezzet Mutfağın'dan . Vallahi güzel oldu..

Sevgiler ve İyi haftalar herkese..


Malzemeler:

1 paket tuzsuz etimek
2 su bardağı şeker

2,5 su bardağı su


Krema için:

2 yemek kaşığı nişasta
1 yemek kaşığı un
5 yemek kaşığı şeker

1 litre süt


2 paket krem şanti

2 bardak süt ( soğuk )

Yapılışı:

İlk olarak etimekleri tek sıra halinde bir borcama diziyoruz. Bir teflon tavada şekeri biraz yakarak rengini koyulaştırıyoruz. Rengi kahveye dönen şekerin üstüne 2,5 bardak suyu döküyoruz. Suyu döktüğümüzde şeker taş gidi sertleşiyor. Sakın olmadı bu demeyin, çünkü su ısındıkca şeker eriyor. Hazırladığımız şerbeti sıcak sıcak etimeklerin üzerine döküyoruz. Zaten hemen etimekler şerbeti emiyor. Bu arada kremasını hazırlayıp onuda daha sıcakken borcamımıza döküyoruz. Soğuyunca buzdolabuna kaldırıyoruz. Ben 1 gece beklettim çok güzel oldu. Ertesi gün üzerine krem şantisini hazırlayıp sürdüm ve fıstıkla süsledim. 2 saat de böyle bekledi. Güzel leziz bir tatlı oldu. Bir de kolay ki sormayın :)

Not: Bir daha yaptığımda 2 kat etimekle denemeyi düşünüyorum. Ya da krema miktarını azaltacağım. Deneyimlerimi buraya aktarırım. Ama gene de çok güzel, serin ve lezzetliydi.

5 Haziran 2009 Cuma

Nerden Başlasam? Nasıl anlatsam?




Nerden başlasam? Nasıl anlatsam?

Dün akşam NTV' de bir belgesel izledim. Adı Home (Yuva). Gerçek evimizden yani dünyamızdan bahsediyor. Çok güzel hazırlamışlar, lafla değil görsel anlatmışlar dünyamızdaki değişimi.. Zaten şimdiye kadar o kadar çok şey söylendi ki, görmek daha etkili olabilir diye düşünüyorum. Çevre, karbon salınımı, sera etkisi, Kyoto gibi kelimeleri sürekli duyup artık bunlara karşı kendilerini uyuşturanlar için bir de görsünler diyerek yola çıkılmış olabilir. Belki ''bir belgesel izledim, hayatım değişti'' der birileri. Çok mu ütopik düşünüyorum acaba?


Belgeselin sonunda bir mesaj vardı, çok netti. KARAMSAR OLMAK İÇİN ÇOK GEÇ. Ne kadar anlamlı ve kısa bir mesaj. Hani unutulacak türden değil. Ah ah vah vah dönemini geçeli çok olmuş aslında, acil önlem şart. Hükümetlerin sorunu çözmesini beklemek malesef çocukça bir beklenti gibi geliyor bana. Çünkü beklemek için de geç kalınmış bir dönemdeyiz. Değişime kendi hayatımızdan başlamak daha anlamlı bence. Şimdi neler yapacağımızı sıralamak istemiyorum. İnternette o kadar çok kaynak var ki. Ama bir kurtarıcı gelmesini beklemeden hareket etmeye başlamak lazım. Çünkü o kurtarıcılar, benim küçük oğlumun izlediği çizgi filmlerde görülüyorlar sadece. Gerçek hayattaysa malesef süper kahramanlar yok. Varsa da o kahramanlar, plastik torba kullanmayı rededen, pilleri biriktirip pil atık kutularına atan ya da suyunu daha dikkatli kullananlar olsa gerek.

Geri dönüşü imkansız bir dönemde değiliz ama girmek üzereyiz. Hiç dikkat ettiniz mi, çevrenin geleceğiyle ilgili verilen tarihlere.. 10 yıl önce torunlarımıza yaşanacak bir dünya bırakalım falan diye ediyorduk sohbetlerimizi. Fakat 2015'ten en geç 2030'dan bahsediyor bilimadamları artık. Torunları bırakın, susuz kalacak olan, iklimsel felaketler yaşayacak olan, yerinden yurdundan açlık yüzünden göç etmek zorunda kalacak olan bizim kuşak. Tüm bunlar bizim gözlerimiz açıkken olacak.

Bu yazıyı çok uzatmak istemiyorum. Ama en üzüldüğüm şeyi sizinle paylaşıp öyle bitirmek istiyorum sözümü. Dünyada 1 milyardan fazla insan temiz suya erişemiyor. Suları yok, susuzluk çekiyorlar ve bu yüzden ölüyorlar. Ve biz temiz içilebilir suları tuvaletlerimize döküyoruz. Dün gece bu aklıma geldi belgesel bitince. O kadar rahatsız oldum ki anlatamam. Neyse izlemeyenler lütfen izlesin. NTV Yuva belgeselini daha verecektir.

Bu konuda sizleri rahatsız ettiysem ne mutlu bana. Siz de çevrenizdikleri rahatsız edin lütfen.


Daha çok bilgi için: