30 Ekim 2008 Perşembe

Otlu Çevizli Erişte


Bu tarif süper, acayip lezzetli.. En baştan söylemek istedim :) Aslında lezzet göreceli bir kavram ama beğenilmeyecek gibi de değil bu erişte. Benim damak tadıma tam uyduğunu söyleyebilirim.

Blogger'a erişim yasağı geldiğinde, önümde duran koca bir youtube örneği olduğundan, bloguma bu kadar kısa sürede kavuşacağımı düşünmüyordum. Ama neyseki yanıldım. Kapalı olduğumuz günlerde bu işe çok sinirlendiğimi itiraf etmeliyim. ''Nasıl bir ülke olduk, inanamıyorum artıık'' gibi düşünceler kafamda dönüp durdu. Bloguma kavuştum ama malesef bu düşüncelerim hala yerinde kaya gibi duruyor. Olan biten şeyleri artık hayretle izlemeye başladım, başladık. Yasaklayak, yok sayarak, korkutup gözdağı vererek hiç birşeyi halledemeyeceğimizi adım gibi biliyorum. En azından tarih bize yasakların insanları dürtüklediğini, organize olup daha girişimci olduğunu gösteriyor. Tarih derken çok uzak zamanlardan bahsetmiyorum, 2-3 ay öncesini düşünün mesela.. Ya da blog sahiplerini düşünelim. Sakin sakin evlerimizde, işimizde vakit geçirip, yaptığı tarifleri birbiriyle paylaşan insanlardık. Sonra yasakla birlikte kıpırdanmaya başladı herkes, arka kapılarından bloglarımıza ulaşıp memnuniyetsizliğimizi dile getirdik. Kendi aramızda ne yapsak, imzamı toplasak demeye başladık. Yapılan kampanyalara gittik imza verdik. Demek ki yasaklar insanları sindirmiyor aksine aktive ediyor. İnsan hakları bence çok önemli, yanlış yapan blog tabii ki kapatılabilir. Ama bizlerin bloglarının da engellenmesi büyük bir haksızlık, emeğimize saygısızlık. Aslında bu hukuki bir olaydı ve doğru uygulanmalıydı. Lafı daha uzatmak istemiyorum, ne lazım bende kapatılırım falan :) Umarım tekrar böyle bir uygulamayla karşılaşmayız arkadaşlar.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.



Malzemeler:

1 paket erişte
yeşil soğan (isteğe bağlı konulmayabilir, ben koydum)
maydanoz
dereotu
çeviz
beyaz peynir ya da tulum peyniri

Yapılışı:

Erişte haşlanır ( ben erişteleri az yağlı teflon tavada kavuruyorum, renkleri biraz koyulaşıyor).
Peynir ve ince doğranmış otlar karıştırılır. Haşlanıp süzdürülen erişteye zeytinyağı ve peynirli karışım eklenir ve karıştırılır. En üste iri dövülmüş çeviz parçaları konur. Erişteyi peynirli karışımla birlikte ısıtamayacağınız için, yiyeceğiniz kadarına peynirli karışımdan ekleyin.

28 Ekim 2008 Salı

YASAKLARLA YOLLARIMIZIN

KESİŞMEMESİ DİLEĞİYLE...

24 Ekim 2008 Cuma

BLOGGER'A ERİŞİM YASAKMIŞ...!

BU YASAĞI SADECE KINIYORUM. YASAKCI BİR ÜLKE HALİNE GELMEYE BAŞLADIĞIMIZI GÖRMEK LAZIM ARTIK.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Uluslararası Arkadaşlık Ödülü / Friendship Around TheWorld Award

Sessiz sessiz, uzaktan, imrenerek blogcuların birbirlerine arkadaşlık ödülü vermelerini izledim bir süre, birazda bekledim aslında... Kendime bile çok çaktırmadan ''acaba banada ödül veren çıkarmı'' diye beklediğimi farkkettim. Sonra ''ben zaten yeniyim belki gelecek sene alırım bir ödül'' diyerek konuyu kendimce kapadım.
Ve bugün, süper gün..Gün boyu evde yoktum, dışarıdaydım. Akşam üstü Egeyi kreşten aldım ve anneannesine götürdüm. Biraz oturduk ve eve geldik. Bilgisayarımın karşına geçerken aklımda hiçte bana ödül verileceği falan yoktu.. Ama gelecek seneyi falan beklememe gerek kalmadı. İki arkadaşım bana bu ödülü yollamışlardı bile. Sevgili İlkay ve Pastacı Kedi bana ödül verdiklerini yazmışlar. İkisine de sonsuz teşekkürler.
Ben çok mutlu oldum , daha ne demeliyim bilemiyorum. Sizin haberiniz yokken birilerinin aklında olmak, düşünüldüğünü bilmek insanı hayata dair o kadar motive ediyor ki.. Sağolun arkadaşlar, tekrar teşekkürler. Sizlerle tanışmayı, karşılıklı birer kahve içeceğimiz günleri dörtgözle bekliyorum..
Sanırım şimdi de benim bazı arkadaşlara ödül yollamam lazım.. Bende Ayşegül'e , Kibele'nin Mutfağına, Öznur'un Dünyasına, Çilek Rüyasına yolluyorum ödüllerimi..
Herkese de kucak dolusu sevgiler yollamamda bir sakınca yok sanırım :)

20 Ekim 2008 Pazartesi

Havuçlu Bezelyeli Pilav

Bu aralar o kadar yoğunum ki anlatamam. Annem Adana'ya taşındı, birbuçuk haftadır onun telaşı içindeyiz. Evi taşıdık taşımasına ama malum evi yerleştirme işi hala sürmekte. Birde haftasonu üniversitedeki ev arkadaşımın düğünü vardı. Annemin yerleşmesine yardım et, düğüne hazırlan, elbise al, eksiklerini tamamla derken geçen hafta acayip yoruldum, hala da yorgunum. Böylelikle, Ege'nin kreşe başlamasının faydalarını ( kendi açımdan ) geçen hafta iyice anladım. Evde yanımda olsaydı bu saydıklarımın hiç birini yapamıyacaktım.
Bu bezelyeli havuçlu pilavıda, bu kadar yoğunluğun arasında yemekle fazla uğraşamadığım bir gün yaptım. Ege zaten böyle renkli şeyleri oldum olası sever. Yanına da yoğurt yedimi yeterlidir benim için.
Böyle bir pilavın tarifini vermeye gerek yok aslında. Eminim herkes zaten yapıyordur, yapmıştır, yapacaktır. Ama adettendir diyerekten kısaca tarifi yazacağım.
Bir süre dinlendikten sonra aklımda denemek istediğim değişik tarifler var, onları yapacağım ve sizinle paylaşacağım. Şimdilik benden bu kadar :)


Hazırlanışı:

Havuçlar minik küpler halinde doğranır. Bir tencereye doğradığımız havuçlar ve bezelyeler konur. Üzerine su eklenip, biraz haşlanır. Daha sonra bildiğimiz şekilde pilav yaparken içine haşlanan malzeme eklenir ve pirinçlerle birlikte pişirilir. Ben bazen haşlanmış mısırda koyuyorum, daha rengarenk bir pilav oluyor o zaman.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Esra İçin...

Ben Esra'yı tanımadım, tanıyamadım.. Ama onu tanıyan dostlarının yazdıklarını okudum bir çok blogda. Sevgili Zerrin Esra'yı anmak için güzel bir fikir bulmuş. Bende bloguma uğrayan herkesi bu kampanyaya davet etmek istiyorum. Ayrıntılar burada.
Kampanyaya katkı sağlayan herkese şimdiden sevgiler.

9 Ekim 2008 Perşembe

Kremalı Mantarlı Makarna ve Tavuk Fajita

Nedense üzerim de bir rehavet, bir genişlik, bir tembellik var. Yaz boyunca böyle uyuşuk uyuşuk dolandım etrafta ama yaz sıcaklarındandır diye düşünüp kafama takmadım. Ama yaz sıcakları da bitti, durum nedir anlamış değilim. Ya ben kronik tembel olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyorum ya da bana ne oluyor bilemiyorum.

Hareket manasında tek yaptığım spor salonuna gitmek. 2 aydır düzenli spor yapmaya çalışıyorum, gerçi bugün de gitmem lazım ama ben hala oyalanıyorum evde. Neyseki spor salonu, oturduğum binanın karşısında bulunan binanın altında, eminim daha uzak bir yer olsa spor salonuna gitmeye de üşenirdim :) Böyle dibimde olunca hem mecbur hissediyorum kendimi hem de sanki evimin içinde bir yere gidiyormuş gibi, aklıma gelince çıkıp gidiyorum. Bir ara taşınma durumumuz vardı, en çok spor salonundan uzak bir yere taşınacağız diye hayıflanmıştım.

Evet gördüğünüz gibi konuyu yemeğe bağlayamadım :) Daha fazla çabalamayayım tarif aşağıda. Geçenlerde yapmıştım bunu. Bir çeşit tavuk fajita aslında. Yanında da kremalı mantarlı makarna var, bir de tavada kremalize edilmiş soğanlar.
Hekese iyi haftasonları diliyorum.






Malzemeler:


Tavuk göğsü ( ne kadar isterseniz)


Kırmızı biber


Yeşil biber


kekik, biberiye vb.


tuz


Yapılışı:

Tavuk ve biberler ince ve uzun oacak şekilde doğruyorum. Teflon Bir tavaya sıvıyağ ekleyip, malzemeler pişene kadar soteliyorum. Ben herşeyi aynı anda tavaya koyuyorum ve orta ateşte kızartmadan pişiriyorum. Hatta biberleri biraz diri bırakıyorum.

Makarna için, mantarları kendi sularını salıp çekinceye kadar tavada pişirip içine çiğ krema ekleyerek bir sos hazırlıyorum.

Son olarakta irice doğradığım soğanları yağda renkleri kızarana kadar ama yakmadan pişirip, yemeğin ve makarnanın yanına ekliyorum.


4 Ekim 2008 Cumartesi

Bayram Tatili ve Antakya Mozaik Müzesi

Bayramda İskenderundaydık. Kalabalık bir aile olarak yaşadık bayramı. Özellikle Ege çok keyif aldı. İlk kez, geçirdiği bayramın tadına vardı. El öptü para ve şeker-çikolata topladı. Doğduğundan beri yemediği kadar çikolata ve şekerleme yedi. Kısaca güzel ve özel bir bayram geçirdik.
Bayramın 2. gününü Antakya2da geçirdik. Mozaik müzesini görememiştim bir türlü, mozaik müzesini görmeye gittik. Çok güzel bir müze. Dünyanın 2. mozaik müzesiymiş. Müzenin büyük kısmı Hatay ve çevresinde bulunmuş mozaiklerle dolu. O kadar güzeller ki, nasıl anlatmalı bilemiyorum... Mozaikler dışında, müzenin bir odası Antakya Lahdi'ne ayrılmış. Mazaikler ve Lahit dışında Kalkolitik ve Eski Tunç çağından kalma kolyeler, paralar, mühürler,heykeller, çanaklar vs. sergilenmekte müzede. Bir sürü resim çektim. Bazıları aşağıda. Ama insanın böyle eserleri kendi gözleriyle görmesi gerek. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Herkese iyi haftalar diliyorum.
Müzede eserler zarar görmesin diye flaş kullanmadan resim çekmenize izin veriyorlar. Bu yüzden resimler biraz karanlık çıktı.
Aslında müzedeki mozaikler de çok güzel ve ihtişamlıydı ama ben en çok bu lahitten etkilendim. Üzerindeki şekiller inanılmazdı, her yüzde anlatılan bir hikaye vardı.


Antakya Lahiti’nin M.S. 265-270 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmekte. Bu tarihlemeyi içinden çıkan altın sikkeler vermektedir. Antakya'da yapılan bir temel harfiyatı sırasında bulunmuştur






SOTERIA MOZAIGI: M.S. V. yüzyilda yapilmis olup Antakya’nin Narlica köyü çevresinde bir banyonun dösemesi olarak bulunmustur. Soteria dolgun vücutlu bir kadin olarak canlandirilmistir. Basinda bir yapraktan çelenk tasimaktadir. Gögsünü Bizans üsluplu bir kolye süslemektedir. (Bilgi internetten alıntıdır)




APOLLON DAFNE MOZAIGI: M.S. III. yüzyilda yapilmis olup, Dafne (Harbiye)’de bulunmustur. Güzel peri kızı Dafne'nin Apollon tarafından kovalanması anlatılmaktadır. Dafne Apollondan kurtulmak için Defne ağacı olmuştur.