31 Aralık 2008 Çarşamba


YENİ YILINIZI KUTLAMAM İÇİN TIKLAYIN.

30 Aralık 2008 Salı

Yılbaşı Kurabiyeleri



Veee final... Geldik 2008'in son gününe. Ben memnundum aslında 2008'den. Güzel geçen bir yıl oldu benim ve ailem için. Yeni şeyler yaşadık, güzel değişiklikler oldu hayatımızda. Mesela minik oğlum kreşe başladı bu yıl. Başlarda biraz sancılı bir dönemdi onun için ama şimdi alıştı ve çok mutlu. Haa unutmadan annem taşındı taaa Bandırma'dan buraya. Hala evine, yeni şehrine alışmaya çalışıyor ama torununa yakın olmak herşeyi kolaylaştırıyor onun için. Eşimde işi acısından önemli gelişmeler kaydetti 2008'de. Bana gelince, kişisel olarak çok büyük değişiklikler yaşamadım, ama sağlıklı ve mutlu bir yıldı benim için de. Bu arada blogumu da 2008 de yayınlamaya başladım. Sizlerle 2008'de tanıştım. Daha ne olsun dimi :)

Kısaca 2008'le pek bir alıp veremediğim yok, hep güzel anılarla anacağım bu seneyi. 2009 ne getirir bilinmez, ama ben, hepimiz için önce sağlık getirmesini diliyorum. Sevdiklerimizle birlikte mutlu mutlu geçecek bir yıl diliyorum hepimize. Yeni yılınız kutlu olsun.

Gelelim tarife. Ege'nin sınıfı için, bizzat Ege tarafından süslenmiş Yılbaşı kurabiyeleri var sırada. Dün oğlum okuldayken hazırladığım kurabiyeleri, Ege okuldan geldikten sonra birlikte süsledik. Hatta Ege iki süsledi bir yedi :) Dün migrostan da yılbaşı temalı, üzerinde geyik olan çok şirin bir tabak almıştım, onun içine dizdik, paketledik. Süsleme işinden pek keyif aldı oğlum. Erimiş çikolatanın içine kurabiyeleri batırıp batırıp yedi. Minik elleriyle süsleme şekerlerini kurabiyelere serpti.
Tarifi Selin Çağlaya'nın sitesinden aldım. Daha öncede yapmıştım ama bu daha güzel oldu. Tarifte 2,5 bardak un yazıyordu. Bana 2 bardak un tam yetti. Kıtır kıtır, ağızda dağılan acayip güzel bir kurabiye oldu. Yani içinde 250 gr tereyağ olmasa hergün yapardım :) Neyse bu yılbaşı kurabiyesi olduğundan tereyağına takılmamak lazım.






Malzemeler:
250 gr. yumuşak tereyağı
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı buğday ya da patates nişastası (ben buğday nişastası kullandım)
1 yumurta
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tarçın
2,5 su bardağı un

Yapılışı:

Oda sıcaklığındaki minik parçalara böldüğünüz tereyağının içine un dışındaki tüm malzemeleri koyuyorsunuz. İster elinizle ister tahta kaşıkla tüm malzemeleri karıştırıyorsunuz. Ben elimle yaptım bu işi, kaşık bana zor geldi. Koyu krema kıvamında bir karışım elde ediyorsunuz. Sonra Azar azar ununu ilave ediyorsunuz. Çok sert olmayan, parmağınızla bastırdığınızda parmağınızın izi kalan bir hamur elde etmeniz gerekiyor. Dediğim gibi tarifte 2,5 bardak yazıyor ama bana 2 bardak un yetti. Daha sonra tezgahı hafif unlayarak hamurunuzu çok da fazla inceltmeden açıp, kurabiye kalıplarıyla kesiyorsunuz. Yağlı kağıt serili tepsiye dizip, önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında pişiyorsunuz. Üzerleri kızarmadan almanız gerekiyor. Hatta başında durun çok cabuk pişiyorlar. Fırından ilk çıktığında yumuşak hatta pişmemiş gibi görünselerde, soğuyunca muhteşem oluyorlar.

Süsleme kısmıysa hayalgücünüze kalmış. Ben aldığım çikolataları benmari usulü eritip Ege'nin önine koydum. Biz çikolataya batırdık sonrada üzerine pasta süslemesi için satılan şekerlemelerden serptik. Bir kısmınıda, külah yaptığımız yağlı kağıdın içine doldurduğumuz, çikolataları sıkarak süsledik. Ama sade olarak da tatları harika..
Herkese sevgiler.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Paçanga Böreği


Ne kadar süredir yazmadığımı ben bile unuttum. Genelde vaktim olmadı, vaktim olduğunda da benim canım yazı falan yazmak istemedi. Bu şekilde bir kaç hafta ara vermiş oldum.


Geçtiğimiz haftasonu 12 yetişkinden ve 4 çocuktan oluşan bir arkadaş topluluğunu ağırladım. Açık büfemsi içkili bir toplantı olduğundan, yemekten ziyade meze ve sıcak-soğuk aperatiflerden oluşan bir sofra hazırladım. Bu arkadaşlarımızla, her ay birimizin evinde olmak üzere düzenli olarak görüşüyoruz. Bu ay sıra bizdeydi ve çok eğlenceli bir akşam geçirdik. Üstelik pek te yorulmadım. Bunun nedeni hazırlıklarımın bir kısmını daha önceden hazırlamış olmamdı sanırım. Yemek yerine meze hazırlamak gerekince, önceden yapıp derin dondurucuya koyma lüksü oluyor neyseki insanın. Bir de hem annem hem de kayınvalidem, lojistik destek verince yorulmadan atlattım bu geceyi. Eğlendiğim güldüğüm anlar da yanıma kar kaldı :)


Lafı fazla uzatmadan yaptıklarımı listeleyeyim. Yavaş yavaş tariflerini de eklemeye çalışacağım.


İçli köfte (Kayınvalidem tarafından hazırlandı)

Zeytinyaplı biber dolması ( Annem hazırladı)

Lahmacun (İç malzemesi tarafımdan hazırlandı, dışarıda pişirtildi)

Paçanga Böreği

Humus

Közlenmiş Kırmızı Biber salatası

Kereviz Salatası

Makarna Salatası

Çoban Salatası

Ayva Tatlısı

Yalancı Tavukgöğsü


Kısaca yedik yedik yedik....


Ben diyorum ki önce paçanga böreğinin tarifiyle başlayayım. Gerisini de umarım üşenmem de kısa zamanda eklerim. Ama bir işe başlayınca sonu gelir diye düşünüyorum ve börek tarifiyle açılışı yapıyorum.


Malzemeler:


Yufka

Pastırma ( küçük doğranmış)

Kaşar ( ben kaşar ve örgü peynir kullandım)

sıvıyağ

yumurta

galeta unu


Yapılışı:


Yufkaları 8 eşit üçgene bölerek hazırlıyoruz. Pastırmaları bir tavada az sıvıyağ ekleyerek biraz pişiriyoruz. Tavadan alıp soğumasını beklediğimiz pastırmaları ve rendelediğimiz peynirlerle karıştırıyoruz. Bir parça yufka alıp, fırçayla üstüne sıvıyağ sürüp, geniş kısmına pastırmalı içten koyup 2 parmak kalınlığında sarıyoruz.


Bu aşamada isterseniz tavaya sıvıyağ koyup böreklerinizi kızartabilirsiniz. Ben hafif olması fırında pişirdim böreklerimi. Yağladığım fırın tepsime, önce yumurtaya sonra galeta ununa buladığım börekleri dizdim. 180 derecede galeta unu kızarana kadar pişirdim. Dışı çıtır içi yumuşacık böreklerim oldu. (Börekleri yumurta ve galeta ununa bulamadanda fırında pişirebilirsiniz.)

7 Aralık 2008 Pazar

İYİ BAYRAMLAR...



4 Aralık 2008 Perşembe

Balık Köftesi


Geçen akşam fırında levrek yapmıştım. Balıklar biraz büyükçeydi. Bende artan balıkların kılçıklarını ayıklayıp buzdolabına koymuştum. Aslında amacım balık çorbası yapmaktı. Sonra aklıma Home Tv'de gördüğüm bir tarif geldi. Biryerlere not etmiştim. Hemen tarifi buldum ve balık köftesi yapmaya karar vedim. Yapımı oldukça basit ve çok lezzetli. Ayrıca balık yemeyen çocuklar için de yapılabilir. Neyseki Ege'nin balıkla bir sorunu yok. Ama bu köfteyide pek beğendi. Yanında sos falan olunca da bayılır benimki zaten. Bir oturuşta 2 tane koca köfteyi yedi.
Denemenizde fayda var zarar yok derim. Ama kılçık ayıklama işi zor gelirse dil balığıylada yapılabilir sanırım.
Malzemeler:
İstediğiniz kadar balık eti
Balık miktarı kadar haşlanmış patates
Dereotu
Maydanoz
Süt
sıvıyağ
tuz
karabiber
Yapılışı:
Bende hazır pişmiş balık vardı. Ama sıfırdan yapacaklar balıklarını yağlı kağıda sarıp fırına atarak pişirebilirler. Balığı pişirirken yağ falan da koymaya gerek yok. Bir nevi buğlama oluyor.
Balıklar ayıklanırken dikkat edilmesi gereken tek şey, balık etlerini çok ufaltmadan ayıklamak.
Haşlanmış patateslerimizi ezip püre haline getirmek gerekiyor bu arada. Göz kararı süt, sıvıyağ,
tuz ve karabiber ekleyerek püremizi hazırlıyoruz. Hazırladığımız patates püresinin içine maydanoz ve dereotunu da koyup iyice karıştırıyoruz. Karıştırma işini balıkları eklemeden tamamlamak lazım. Sonra balık etlerimizi ekliyoruz. Patates püresi ve balıkları birbirine karıştırırken çok dikkat etmemiz lazım. Balık etlerini parçalamamaya özen göstererek bir kaşık yardımıyla, alt üst ede ede karıştırma işlemini tamamlıyoruz. En son elimize büyük parçalar alarak koca koca köfteler yapıyoruz. Tabii siz daha kibar köfteler de yapabilirsiniz :). Son olarak teflon tavaya koyduğumuz yağda una buladığımız köfteleri kızartıyoruz. Kızarttığımız köfteleri çevirirkende dikkat etmek gerekiyor. İçinde iri balık parçaları olduğundan, normal köfte gibi birbirine sıkıca bağlı bir dokusu olmuyor bu köftelerin. Bu yüzden çevirirken parçalanma ihtimaline karşı dikkatli olmak gerekiyor.
Orjinal tarifte balık birlikte yengeç eti de koyuyorlardı. Bulabilirseniz deneyebilirsiniz. Ben en son çocukluğumda Avşa Adasına gittiğimizde yemiştim pavurya.. Yıllardır yemedim, sanırım tadını unutmuşumdur.. Yediğimiz yengeç irisi pavuryaları da babam, eniştem yakalardı. Para falan vermezdik yani. Fiyatı nedir bilmiyorum ama sanırım pahalıdır. Ama ben sadece balık etiyle yaptım ve çok memnun kaldım.
Home Tv'de de yanına sos olarak mayonez ve hardalı karıştırıp koymuşlardı. Ben de yaptım, lezzetli oldu.
HERKESE İYİ BAYRAMLAR...

26 Kasım 2008 Çarşamba

Kabak Tatlısı


Kabak tatlısını annem çok sık yapardı. Ama özellikle yılbaşı yemeklerimizi kabak tatlısı yemeden bitirdiğimizi hatırlamıyorum. O zamanlar İstanbul'da oturuyorduk ve kar yağardı. Şimdi Adana'da yaşadığım için yıllardır (13 sene) malesef kar falan gördüğüm yok. Bu sebeple, bana kar yağan yılbaşı yemeklerini hatırlatan kabak tatlısıyla yetinmek zorundayım.
Kabak tatlımı yerkenki halimse bir başka hikaye :) Tatlıyı yerken lapa lapa yağan kar tanelerini düşünüyorum. Sonra birden, tatlıyla aramdaki ilişkinin komik olmaya başladığını farkedip, tatlının fotoğrafını çekip buzdolabına kaldırıyorum.

Benim gibi ''kar sever'' bir mizaca sahipseniz ve fazlaca yağmur yağan bir şehire demir atmışsanız, havalar soğumaya başladığı anda ruhunuzdaki kar taneleri zıplamaya başlar. Tüm benliğinizle kar görmek istersiniz, bunun için Tekir yaylasına ya da Pozantıya gitmeye de razısınızdır. Yeterki kar olsun, kardanadam olsun :)

Kısaca durum budur, tatlı yapılıp yenmiştir, hatta bitmiştir. Yenilirken de tarafımdan hayaller kurulmuştur..


Malzemeler:

1 kilo soyulup doğranmış kabak

1,5 kilo civarında şeker

İri dövülmüş çeviz

Yapılışı:

Bir çeşit reçel gibi yapılışı aslında. Kabakları bir tencereye koyup üzerlerine şekeri döküyoruz. Kabaklar sulanıncaya kadar bekletik ocağa alıyoruz. Ben akşam şekere yatırdığım kabakları sabah pişirdim. Piştikten sonra üzerine bolca çeviz serpip, soğuk olarak tüketiyoruz.

20 Kasım 2008 Perşembe

Şam Tatlısı

Bu tatlıyı ben yapmadım. Görümcem, bizi ziyarete geldiği bir haftasonunda yapmıştı bu tatlıyı. Ben genelde şerbetli tatlıları yemeyi pek tercih etmem. Fakat şam tatlısının yeri bir başkadır bende. Öğrenciliğim de Adana'da geçmişti ve bu tatlıyla da bu şehirde tanışmıştım. Sokakta satılan şam tatlılarına bayılırdım. Hatta Duygu Cafe'nin oradaki kanalın başında ( bilen bilir) bir tatlıcı dururdu. Ondan sürekli şam tatlısı alır yerdim. Kısaca şam tatlısı bana her zaman öğrenciliğimi hatırlatıyor. Bu sebeple kalbimdeki ve midemdeki yeri başka :)
Sağolsun Necla ablam üşenmedi yaptı , bizde afiyetle yedik. Bende izleyip tarifini yazdım. Tarçın falanda seviyorsanız eminim beğenirsiniz. Ayrıca içinde yumurta yok. Ve sadece 1 kaşık sıvıyağ kullanıyorsunuz.

Tarif aşağıda. Herkese iyi bir haftasonu diliyorum.



Malzemeler:

3,5 bardak irmik
1 kaşık sıvıyağ
1 bardak ılık su
1 bardak toz şeker
1 tatlı kaşığı karbonat

Bu malzemelerin hepsi birbirine karıştırılır ve yoğurulur. Yarım saat kadar dinlenmeye bırakılır.Ayrı bir yerde 3 kaşık pekmez ve 3 kaşık su karıştırılır. Bu karışım tepsinin her tarafına sürülür.

İrmikli karışım 2 eşit parçaya ayrılır ve bir parça elimizle tepsinin altına yayılır. Üzerine 5-6 kaşık kadar tarçın serpilir. (Tarçını daha az serpebilir ya da çeviz gibi malzemelerde koyabilirsiniz arasına.)
İrmikli parçanın geri kalanını da bu tarçınlı katın üstüne yaymamız lazım. Ama işin püf noktası burada başlıyor. Hepsini tepsiye koyup yaymaya çalışırsak alttaki katlar bozulacağından, elimize irmikli hamurdan ufak parçalar alıp, elimizin içinde inceltip, yama yapar gibi tepsiye döşememiz gerekiyor bu noktada. Tüm parçalar bitince, elimizi biraz pekmezli suyla ıslatıp yama yama gözüken üst kısmı düzeltiyoruz. Fırında 180 derecede üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.


Şerbet:
3 bardak su
3 bardak şeker

Kaynatıp soğumasını bekliyoruz. Tepsiyi fırından çıkarıp, henüz sıcakken üzerine soğumuş şerbetimizi döküyoruz.

14 Kasım 2008 Cuma

Adana Buluşması

Adana2da ikamet eden blogcularla biraraya gelsek ne güzel olur değilmi. İlk olarak bu düşüncemi İlkayla paylaştım. O da hemfikir benimle. Herkes buluşmalar düzenliyor. Bizde yapabiliriz bence :) Hatta Adana yağmurları bastırmadan yaparsak daha güzel olur.. Ben haber bekliyorum Adanadaki blogculardan, sonra gün ve yer kararlaştırırız.

Kaya Kurabiye- P.D.Ç.S Etkinliği 30


Uzun zaman geçti tarif eklemeyeli. Nedense bilgisayarın başına uzun uzun oturamadım bir türlü. Bu kurabiyeyi de yazın ortasında yapmıştım. Ne zamandır eklemek istiyordum bloguma, bir türlü fırsat olmamıştı. Şimdi zamanıdır diyorum ve tarifini yazmadan sizi tarifin asıl sahiplerine yönlendirmek istiyorum. Ben mekanınız mutfaktan aldım . Ama asıl adres Portakal Ağacı. Ben yaparken yağ olarak mekanımız mutfakta yazdığı gibi sadece sıvıyağ kullandım.
İçindeki şeker oranı fazla olmayan ama içi üzüm ve ceviz dolu muhteşem bir kurabiye bence.
Herkese iyi bir haftasonu diliyorum.

30 Ekim 2008 Perşembe

Otlu Çevizli Erişte


Bu tarif süper, acayip lezzetli.. En baştan söylemek istedim :) Aslında lezzet göreceli bir kavram ama beğenilmeyecek gibi de değil bu erişte. Benim damak tadıma tam uyduğunu söyleyebilirim.

Blogger'a erişim yasağı geldiğinde, önümde duran koca bir youtube örneği olduğundan, bloguma bu kadar kısa sürede kavuşacağımı düşünmüyordum. Ama neyseki yanıldım. Kapalı olduğumuz günlerde bu işe çok sinirlendiğimi itiraf etmeliyim. ''Nasıl bir ülke olduk, inanamıyorum artıık'' gibi düşünceler kafamda dönüp durdu. Bloguma kavuştum ama malesef bu düşüncelerim hala yerinde kaya gibi duruyor. Olan biten şeyleri artık hayretle izlemeye başladım, başladık. Yasaklayak, yok sayarak, korkutup gözdağı vererek hiç birşeyi halledemeyeceğimizi adım gibi biliyorum. En azından tarih bize yasakların insanları dürtüklediğini, organize olup daha girişimci olduğunu gösteriyor. Tarih derken çok uzak zamanlardan bahsetmiyorum, 2-3 ay öncesini düşünün mesela.. Ya da blog sahiplerini düşünelim. Sakin sakin evlerimizde, işimizde vakit geçirip, yaptığı tarifleri birbiriyle paylaşan insanlardık. Sonra yasakla birlikte kıpırdanmaya başladı herkes, arka kapılarından bloglarımıza ulaşıp memnuniyetsizliğimizi dile getirdik. Kendi aramızda ne yapsak, imzamı toplasak demeye başladık. Yapılan kampanyalara gittik imza verdik. Demek ki yasaklar insanları sindirmiyor aksine aktive ediyor. İnsan hakları bence çok önemli, yanlış yapan blog tabii ki kapatılabilir. Ama bizlerin bloglarının da engellenmesi büyük bir haksızlık, emeğimize saygısızlık. Aslında bu hukuki bir olaydı ve doğru uygulanmalıydı. Lafı daha uzatmak istemiyorum, ne lazım bende kapatılırım falan :) Umarım tekrar böyle bir uygulamayla karşılaşmayız arkadaşlar.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.



Malzemeler:

1 paket erişte
yeşil soğan (isteğe bağlı konulmayabilir, ben koydum)
maydanoz
dereotu
çeviz
beyaz peynir ya da tulum peyniri

Yapılışı:

Erişte haşlanır ( ben erişteleri az yağlı teflon tavada kavuruyorum, renkleri biraz koyulaşıyor).
Peynir ve ince doğranmış otlar karıştırılır. Haşlanıp süzdürülen erişteye zeytinyağı ve peynirli karışım eklenir ve karıştırılır. En üste iri dövülmüş çeviz parçaları konur. Erişteyi peynirli karışımla birlikte ısıtamayacağınız için, yiyeceğiniz kadarına peynirli karışımdan ekleyin.

28 Ekim 2008 Salı

YASAKLARLA YOLLARIMIZIN

KESİŞMEMESİ DİLEĞİYLE...

24 Ekim 2008 Cuma

BLOGGER'A ERİŞİM YASAKMIŞ...!

BU YASAĞI SADECE KINIYORUM. YASAKCI BİR ÜLKE HALİNE GELMEYE BAŞLADIĞIMIZI GÖRMEK LAZIM ARTIK.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Uluslararası Arkadaşlık Ödülü / Friendship Around TheWorld Award

Sessiz sessiz, uzaktan, imrenerek blogcuların birbirlerine arkadaşlık ödülü vermelerini izledim bir süre, birazda bekledim aslında... Kendime bile çok çaktırmadan ''acaba banada ödül veren çıkarmı'' diye beklediğimi farkkettim. Sonra ''ben zaten yeniyim belki gelecek sene alırım bir ödül'' diyerek konuyu kendimce kapadım.
Ve bugün, süper gün..Gün boyu evde yoktum, dışarıdaydım. Akşam üstü Egeyi kreşten aldım ve anneannesine götürdüm. Biraz oturduk ve eve geldik. Bilgisayarımın karşına geçerken aklımda hiçte bana ödül verileceği falan yoktu.. Ama gelecek seneyi falan beklememe gerek kalmadı. İki arkadaşım bana bu ödülü yollamışlardı bile. Sevgili İlkay ve Pastacı Kedi bana ödül verdiklerini yazmışlar. İkisine de sonsuz teşekkürler.
Ben çok mutlu oldum , daha ne demeliyim bilemiyorum. Sizin haberiniz yokken birilerinin aklında olmak, düşünüldüğünü bilmek insanı hayata dair o kadar motive ediyor ki.. Sağolun arkadaşlar, tekrar teşekkürler. Sizlerle tanışmayı, karşılıklı birer kahve içeceğimiz günleri dörtgözle bekliyorum..
Sanırım şimdi de benim bazı arkadaşlara ödül yollamam lazım.. Bende Ayşegül'e , Kibele'nin Mutfağına, Öznur'un Dünyasına, Çilek Rüyasına yolluyorum ödüllerimi..
Herkese de kucak dolusu sevgiler yollamamda bir sakınca yok sanırım :)

20 Ekim 2008 Pazartesi

Havuçlu Bezelyeli Pilav

Bu aralar o kadar yoğunum ki anlatamam. Annem Adana'ya taşındı, birbuçuk haftadır onun telaşı içindeyiz. Evi taşıdık taşımasına ama malum evi yerleştirme işi hala sürmekte. Birde haftasonu üniversitedeki ev arkadaşımın düğünü vardı. Annemin yerleşmesine yardım et, düğüne hazırlan, elbise al, eksiklerini tamamla derken geçen hafta acayip yoruldum, hala da yorgunum. Böylelikle, Ege'nin kreşe başlamasının faydalarını ( kendi açımdan ) geçen hafta iyice anladım. Evde yanımda olsaydı bu saydıklarımın hiç birini yapamıyacaktım.
Bu bezelyeli havuçlu pilavıda, bu kadar yoğunluğun arasında yemekle fazla uğraşamadığım bir gün yaptım. Ege zaten böyle renkli şeyleri oldum olası sever. Yanına da yoğurt yedimi yeterlidir benim için.
Böyle bir pilavın tarifini vermeye gerek yok aslında. Eminim herkes zaten yapıyordur, yapmıştır, yapacaktır. Ama adettendir diyerekten kısaca tarifi yazacağım.
Bir süre dinlendikten sonra aklımda denemek istediğim değişik tarifler var, onları yapacağım ve sizinle paylaşacağım. Şimdilik benden bu kadar :)


Hazırlanışı:

Havuçlar minik küpler halinde doğranır. Bir tencereye doğradığımız havuçlar ve bezelyeler konur. Üzerine su eklenip, biraz haşlanır. Daha sonra bildiğimiz şekilde pilav yaparken içine haşlanan malzeme eklenir ve pirinçlerle birlikte pişirilir. Ben bazen haşlanmış mısırda koyuyorum, daha rengarenk bir pilav oluyor o zaman.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Esra İçin...

Ben Esra'yı tanımadım, tanıyamadım.. Ama onu tanıyan dostlarının yazdıklarını okudum bir çok blogda. Sevgili Zerrin Esra'yı anmak için güzel bir fikir bulmuş. Bende bloguma uğrayan herkesi bu kampanyaya davet etmek istiyorum. Ayrıntılar burada.
Kampanyaya katkı sağlayan herkese şimdiden sevgiler.

9 Ekim 2008 Perşembe

Kremalı Mantarlı Makarna ve Tavuk Fajita

Nedense üzerim de bir rehavet, bir genişlik, bir tembellik var. Yaz boyunca böyle uyuşuk uyuşuk dolandım etrafta ama yaz sıcaklarındandır diye düşünüp kafama takmadım. Ama yaz sıcakları da bitti, durum nedir anlamış değilim. Ya ben kronik tembel olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyorum ya da bana ne oluyor bilemiyorum.

Hareket manasında tek yaptığım spor salonuna gitmek. 2 aydır düzenli spor yapmaya çalışıyorum, gerçi bugün de gitmem lazım ama ben hala oyalanıyorum evde. Neyseki spor salonu, oturduğum binanın karşısında bulunan binanın altında, eminim daha uzak bir yer olsa spor salonuna gitmeye de üşenirdim :) Böyle dibimde olunca hem mecbur hissediyorum kendimi hem de sanki evimin içinde bir yere gidiyormuş gibi, aklıma gelince çıkıp gidiyorum. Bir ara taşınma durumumuz vardı, en çok spor salonundan uzak bir yere taşınacağız diye hayıflanmıştım.

Evet gördüğünüz gibi konuyu yemeğe bağlayamadım :) Daha fazla çabalamayayım tarif aşağıda. Geçenlerde yapmıştım bunu. Bir çeşit tavuk fajita aslında. Yanında da kremalı mantarlı makarna var, bir de tavada kremalize edilmiş soğanlar.
Hekese iyi haftasonları diliyorum.






Malzemeler:


Tavuk göğsü ( ne kadar isterseniz)


Kırmızı biber


Yeşil biber


kekik, biberiye vb.


tuz


Yapılışı:

Tavuk ve biberler ince ve uzun oacak şekilde doğruyorum. Teflon Bir tavaya sıvıyağ ekleyip, malzemeler pişene kadar soteliyorum. Ben herşeyi aynı anda tavaya koyuyorum ve orta ateşte kızartmadan pişiriyorum. Hatta biberleri biraz diri bırakıyorum.

Makarna için, mantarları kendi sularını salıp çekinceye kadar tavada pişirip içine çiğ krema ekleyerek bir sos hazırlıyorum.

Son olarakta irice doğradığım soğanları yağda renkleri kızarana kadar ama yakmadan pişirip, yemeğin ve makarnanın yanına ekliyorum.


4 Ekim 2008 Cumartesi

Bayram Tatili ve Antakya Mozaik Müzesi

Bayramda İskenderundaydık. Kalabalık bir aile olarak yaşadık bayramı. Özellikle Ege çok keyif aldı. İlk kez, geçirdiği bayramın tadına vardı. El öptü para ve şeker-çikolata topladı. Doğduğundan beri yemediği kadar çikolata ve şekerleme yedi. Kısaca güzel ve özel bir bayram geçirdik.
Bayramın 2. gününü Antakya2da geçirdik. Mozaik müzesini görememiştim bir türlü, mozaik müzesini görmeye gittik. Çok güzel bir müze. Dünyanın 2. mozaik müzesiymiş. Müzenin büyük kısmı Hatay ve çevresinde bulunmuş mozaiklerle dolu. O kadar güzeller ki, nasıl anlatmalı bilemiyorum... Mozaikler dışında, müzenin bir odası Antakya Lahdi'ne ayrılmış. Mazaikler ve Lahit dışında Kalkolitik ve Eski Tunç çağından kalma kolyeler, paralar, mühürler,heykeller, çanaklar vs. sergilenmekte müzede. Bir sürü resim çektim. Bazıları aşağıda. Ama insanın böyle eserleri kendi gözleriyle görmesi gerek. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Herkese iyi haftalar diliyorum.
Müzede eserler zarar görmesin diye flaş kullanmadan resim çekmenize izin veriyorlar. Bu yüzden resimler biraz karanlık çıktı.
Aslında müzedeki mozaikler de çok güzel ve ihtişamlıydı ama ben en çok bu lahitten etkilendim. Üzerindeki şekiller inanılmazdı, her yüzde anlatılan bir hikaye vardı.


Antakya Lahiti’nin M.S. 265-270 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmekte. Bu tarihlemeyi içinden çıkan altın sikkeler vermektedir. Antakya'da yapılan bir temel harfiyatı sırasında bulunmuştur






SOTERIA MOZAIGI: M.S. V. yüzyilda yapilmis olup Antakya’nin Narlica köyü çevresinde bir banyonun dösemesi olarak bulunmustur. Soteria dolgun vücutlu bir kadin olarak canlandirilmistir. Basinda bir yapraktan çelenk tasimaktadir. Gögsünü Bizans üsluplu bir kolye süslemektedir. (Bilgi internetten alıntıdır)




APOLLON DAFNE MOZAIGI: M.S. III. yüzyilda yapilmis olup, Dafne (Harbiye)’de bulunmustur. Güzel peri kızı Dafne'nin Apollon tarafından kovalanması anlatılmaktadır. Dafne Apollondan kurtulmak için Defne ağacı olmuştur.


24 Eylül 2008 Çarşamba

Panayır Kurabiye


Egenin kreşinde yaptığımız doğumgünü için hazırlamıştım bu kurabiyeleri. Çocukların acayip derecede ilgisine maruz kaldı bu sopalı kurabiyeler. Pastanın yüzüne bile bakmadılar. Değişik şeyler herzaman daha fazla ilgilerini çekiyor çocukların. Ayrıca bende bu fikri çok sevdim, hem sopalı hem de bonibonlu :) Gayet neşeli bir tavırları olduğunu düşünüyorum. Panayır ve festival alanları da neşelidir sempatiktir ya... Bu yüzden ismini değiştirdim, panayır kurabiye dedim.
Tarifi bengisu-abihayat blogundan aldım. İçine bayağı teryağ koymama rağmen kıtır kıtır, ağızda dağılan bir kurabiye olmadı. Acaba daha fazlamı pişirmem gerkiyordu bilemiyorum. Fakat tarifte üzerleri kızarmadan fırından alın diyordu. Neyse artık yendi bitti zaten.. Kısaca ısırınca dağılan bir kurabiye yerine daha yumuşak bir kurabiye elde ettim ben, bilginize.
Tarifin orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

23 Eylül 2008 Salı

Dereotlu Jambonlu Krep Ruloları


Evett artık dolu dolu 3 olduk, büyüdük... Egeciğin doğumgünü kutlaması vardı haftasonu. Bir arkadaşımızın restaurantında kutladık dostlarımızla. Çok güzel geçti, çocuklar eğlendi, büyükler yedi, sohbet etti, fotoğraflar çekildi, hediyeler verildi :)


Fotoğrafta oğlum ve en eski arkadaşı Defne görülüyor. Mum üflenmeden parmakla pastanın tadına bakma çalışmaları :)

Doğumgünü için yaptığım aperatiflerden bir tanesinin tarifini yazacağım şimdilik. Fırsat bulursam diğerlerini de en kısa zamanda ekleyeceğim. Aslında çok fazla çeşit te yapmadım bu sene. Geçen seneki deneyimlerim çok çeşit olunca pastanın arttığını gösterdi bana. Bende bu sene pasta yanında kısır, acılı ve acısız mini mini sandviçler ve krep ruloları hazırladım. Bir arkadaşım sigara böreği yaptı ve pastamızı aldığımız pastaneden de tatlı kurabiye aldık. Hepsi bu kadardı ve bu sene pastamız artmadı, tam yetti. Yani eve dönünce ben yemek zorunda kalmadım :)


Krep Ruloları için,

Malzemeler:

Krepleri göz kararı hazırladım. 2 yumurta ve kıvam alıncaya kadar süt ve un ekledim, biraz da tuz.
Tavuk jambon
Dana jambon
Krem peynir
dereotu
maydanoz

Yapılışı:

Krepleri pişiriyoruz. Benim 5 tane krebim oldu. Aslında 7 olabilirdi ama ben kreplerimi kalın yaptım. Soğuyan kreplerin içine krem peynir sürüyoruz. Üzerine ince doğranmış dereotu-maydanoz karışımından serpip, en üstede jambonları diziyoruz. Daha sonra sıkı rulolar halinde sarıyoruz. 2 cm kalınlığında ruloları kesip bir servis tabağına diziyoruz. Çok kolay ve lezzetli oldu bu rulolar.

Herkese sevgiler...

17 Eylül 2008 Çarşamba

Şeftali Reçeli

Bu reçelde kış hazırlıkları sınıfına giriyor sanırım. Yaz ortasında 1 kilo şeftaliden reçel yapmıştım ama yedik ve bitmek üzere. Bu nedenle ikinci tur şeftali reçeli yapma ihtiyacı oldu evde. Çok güzel oldu, ben en çok şeftaliyi beğendim bu sene...

Şeftalileri soyup istediğimiz büyüklükte dilimliyoruz. Kaç kase şeftali koyuyorsak aynı kase sayısında şeker ilave ediyoruz. Ben hep meyveler sulansın, şeker biraz erisin diye bir gece buzdolabında bekletirdim ama bu sefer acelem vardı, o yüzden direk ocağa koydum. İlk yaptığımdan daha güzel oldu diyebilirim. Ocakta kısık ateşte pişiriyoruz. Arada üzerinde köpük olursa onları alıyoruz. İndirmemize yakın 3-4 damla limon suyu damlatıp ocaktan alıyoruz.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Alfredo Soslu Fettuccine

Malzemeler:

2,5 bardaktan bir parmak eksik un
3 yumurta
tuz
zeytinyağ

Yapılışı:

Tüm malzemeler aynı kaba konur ve yoğurulmaya başlanır. Yoğurulma işlemi bittikten sonra 15-20 dakika dinlenmesi için beklenir. Hamurumuz 2-3 parçaya ayrıldıktan sonra, 1 mm kalınlığında açılır. Yarım santim kalınlığında kesilir. Kaynayan suya atılır ve biraz diri kalacak şekilde pişirilir.


Alfredo Sos
Malzemeleri:

Mantar
Krema
Eski kaşar ve mihaliç peyniri karışımı

Yapılışı:
Mantarlar bir tava içine alınır. Zeytinyağı eklenerek pişene kadar sotelenir. Pişen mantarların üzerine krema ve peynir rendesi eklenerek sos hazırlanır. Pişen makarnalar sosun bulunduğu tavaya dökülür ve sosla karışması sağlanır.

9 Eylül 2008 Salı

Fırında Somon

Bana, ''Ege ne yediğinde mutluluktan havalara sıçrarsın?'' diye bir soru sorsanız, balık diye cevap verirdim. Bende balığı severim, tüketirim ama, Ege balık yedimi benden mutlusu olmaz :) Balığın zihinsel ve bedensel olarak, gelişmekte olan oğluma faydalarından haberdar olduğumdan, haftada 2 kez balık pişirmeye çalışıyorum.

Gelelim somon balığının faydalarına. Somon balığı, D, B6 ve B12 vitamini, iyot ve potasyum içeren bir balık. Yüksek orandaki Omega 3 yağ asidiyle kanı sulandırıyor. Çocuklara faydası ise Omega yağ asitlerinden kaynaklanıyor. Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin sinir hücrelerinin (nöron) büyüme ve gelişmesinde son derece önemli rol oynadığı tespit edilmiş. Omega -3 yağ asitlerinden DHA, insan beynindeki hücrelerin yenilenmesine katkıda bulunmakta. Bu nedenle, özellikle çocuklara genel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi için de balık yedirilmesi gerekiyor. Somon dışında, uskumru, ton balığı, sardalya gibi balıklar Omega-3 yönünden oldukça zengin balıklardır.
Tabi somon tadı güzel, genelde fleto olarak satıldığından kılçığı çok fazla olmayan, kolay yenen bir balık.

İşte internetin faydalayı işte, bilgi bir tık kadar uzak bize :)
Bir ara da, somon fümeye benzer bir tarif denemek istiyorum. Uzun zaman önce Hürriyette okumuştum. Somon gravlaks. Somon balığını tuz ve şekerle bekletip sonra somon füme gibi ince ince dilimleyip yiyorsunuz. Denediğim zaman onuda bloga eklerim artık.

Malzemeler:

Somon balığı

Domates

Kekik

Pul biber

Tarhun otu

Defne Yaprağı

Zeytinyağı

tuz

Yapılışı:

Tüm malzemeler balığın üstüne dökülür. Balık 1 saat bu karışımda bekletilerek marine edilir. Otlar ve baharatlarla tatlandırdığımız balık fırın tepsisine dizilir. Üzerine 1-2 domates (küp küp doğranıp) konur. 180 derecede pişirilir.

Not: Ben domates olarak,sulu olmayan bursa domatesi kullandım. Bunun nedeni domatesin sularının balığı buğlama gibi pişirmesini istemediğimden. Buğlama balık yapmam, nedense haşlanmış gibi geliyor bana. Güzelim balıklara yazık oluyormuş hissine kapılıyorum buğlama görünce.

3 Eylül 2008 Çarşamba

Yaz Biterken

Aslında ben her yaz sonu sadece kırmızı biber ve patlıcan közleyip dondurucuya atardım. Ama blog dünyasında fazla vakit geçirmeye başlayınca, havaya girdim sanırım ve bu sene biber ve domates kurutma işine giriştim. Çok fazla miktarlar değil benim yaptıklarım, bu sene deneme amaçlı çalıştım diyelim... Gelecek seneye fikir vermesi açısından deneme olarak da nitelendirilebilir. Oldumu peki diye sorarsanız, galiba oldu :)


Bu biberler aslında ben aldığımda yeşildi ama güneşte kalınca renk değiştirdi. Bu renk değişimini beklemiyordum, dedim ya ben pek anlamam aslında bu kurutma işlerinden. Ama heyecanla izledim hergün kırmızıya dönen bierleri. İpe dizip balkondaki çamaşır askısına asmıştım. Adana çok nemli olduğundan sanırım 1,5 haftada kuruyabildiler. Küflenme riskine karşı torbalara doldurup derin dondurucuya koydum. Görümcem sıcak suda bekletip muammara yaptığını söylemişti. Bende sanırım bu şekilde kullanacağım. Bir de kurufasulye falan yaparken içine de atabilirim.

Domateslere geldikkk.. Bursa domatesi kullandım daha susuz oldukları için. Adananın nemi fazla olduğundan ben her bir domatesi 5-6 parçaya böldüm. Tuzladım ve aluminyum folyo serdiğim tepsiye dizip balkona koydum. Domateslerimde 1,5 hafta da kurudu. Çevremdekiler bana eylül ayının ilk haftasında yap nem az olur dedi ama ben dinlemedim. Tuz olarak daha önce aldığım ama nedense kalın çekildiği için kullanmadığım sofralık tuzu kullandım. (Turşuluk tuz değil)


Ve benim en sevdiğim şeylerden biri olan közlenmiş kırmızı biberler.. Cidden ben bu biberlere bayılıyorum, tadlarını çok seviyorum. Yapmasıda kolay. Fırın ızgarasına diziyorsunuz ve fırına yerleştiriyorsunuz. Pişerlerken ızgaradan aşağı sular damladığından altına başka bir tepsi yerleştiriyorsunuz. Ama alttaki tepsi su dolu olmalı, boş tepsiye damlayan biberlerin suyu yanıyor ve temizlemesi çok zor oluyor. Sonra soyup ki çok kolay soyuluyor, derin dondurucuya koyuyorsunuz.
Ben bu biberleri sarımsak, zeytinyağı ve sirke koyarak hazırladığım sosla tüketiyorum. Ayrıca sandviç falan yaptığımda da kullanıyorum. Birde beyazpeynir, çeviz ve maydanozdan hazırladığım harcı içine koyup rulo yapıyorum, bu da çok şık ve leziz oluyor.

28 Ağustos 2008 Perşembe

Vişneli Kakaolu Kek


Sanırım bu da son vişneli tarif olacak :) Bu keki yapalı bayağı oldu aslında. Vişnelerle çok fazla haşır neşir olduğum zamana denk gelmekte yapılış tarihi. Bir türlü bloga ekleyememiştim. En azından yaz bitmeden yetiştirdim.
Yapımı kolay bir kek. Bildiğiniz kakaolu kek aslında. Sadece içi vişneeee dolu :) Süper tad yani..
Kekin tarifi burada var. Siz sadece içine ayıkladığınız vişneleri ekliyorsunuz. Hepsi bu.. Ben üzeri için süt, un, şeker ve vanilyadan oluşan bir sos hazırladım. Ama tamamen göz kararı yaptığımdan, malzemelerin miktarlarını yazamıyorum. Ama bu sosu tekrar yaptığım zaman ölçülü yapıp buraya ekleyeceğim.
Yani kısaca keki içine vişneleri atıp pişiriyorsunuz. Üzerine sosunu döküp gene vişnelerle süslüyorsunuz. Çok kolay değil mi?
Herkese iyi tatiller, leziz pazar kahvaltıları, bol gezmeler ve yüzmeler diliyorum. Sevgiler.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Vişneli Minik Kek


Hiç lafa girmeden direk tarifi vermek istiyorum. Çünkü taşınma durumumuz var ve ev bakmaya başladık. Taşınma olayı çıktı ya, 4 yıldır oturduğum evde kendimi misafir gibi hissetmeye başladım. Bu sebeple mazur görün beni.


Kek tarifi için buraya bakabilirsiniz. Tekrar aynı tarifi yazmak gereksiz olacak. Kek karışımını hazırladıktan sonra içine çekirdekleri çıkarılmış vişneleri ekleyin. Dilediğiniz kadar vişne ekleyebilirsiniz. Hatta keke kakao ekleyip bile yapabilirsiniz. İster büyük kek kalıplarında isterseniz muffin kalıplarında pişirin. Vişnelerin ekşimsi tadı her keke çok yakışıyor bence.
Herkese sevgiler..

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Vişne Reçeli ve Vişne Likörü


4 hafta önce pazardan bir yığın vişne alıp reçel ve likör yapmıştım. Bir kısmını da ayıklayıp derin dondurucuya atmıştım. Yediklerimizi ise söylemiyorum bile. Ne zamandır da yaptıklarımı yazmak, tariflerini bloga eklemek istiyordum. Üşengeçlik kıyafetini üstümden atıp hemen yazmaya koyuldum. Kendimi , kendi halime bırakınca, yaz sıcaklarında hiç birşey yapmadan yaşamaya meyilli olduğumu bildiğimden, resimleri arşivimden yükleyerek işe başladım.
İşte resimler ve yaptıklarım.



İlk olarak tüm vişneleri yıkayıp süzgeçe kurumaları için bıraktım. Daha sonra Ege'nin uyumasını bekleyip vişneleri ayıklamaya başladım. Ege sürekli vişneleri tırtıkladığından bu kadar sulu ve çıkmaz lekeli aktiviteleri o uyuduğunda yapıyorum :) Çekirdek çıkarma aletiyle bile, vişnelerin çekirdeklerini çıkarmak, çok sıkıcı ve uzun süren bir iş. Tüm işlemlerin en sıkıcı kısmı bu olsa gerek.
Neyse, ayıkladığım vişnelerin bir kısmını kışın keklerde falan kullanmak için plastik kaplara koydum ve derin donducuya kaldırdım. 2 kilosundan vişne reçeli, 1,5 kilodan da vişne likörü yaptım. Likörüm halen balkonda fermante oluyor 1 hafta sonra alkol ekleyeceğim. Tarifler aşağıda, sevgiyle..



VİŞNE REÇELİ

Malzemeler:

Ben 1 kiloluk tarifi yazacağım. Siz yapacağınız miktara göre uyarlayın.

1 kilo vişne ( çekirdeklerini ayıklamadan da yapabilirsiniz, gayet güzel oluyor)
1 kilo şeker + yarım bardak şeker
1 kaşık limon

Ayıkladığımız vişneleri reçel yapacağımız tencereye alıyoruz ve üstlerine şekerini döküyoruz. Bir gece buzdolabında bırakıp, ertesi gün ocağın üstünede kısık ateşte kaynatıyoruz. Ara sıra üzerinde biriken beyaz köpükleri delikli kepçeyle temizleyip atıyoruz. Kıvamı koyulaşınca ( ki çok koyu gözükmesede soğuyunca koyu kıvamlı oluyor. Ben bir kaşıkla, azıcık reçeli başka bir kaseye alıp buzdolabına koydum kıvamının koyu olduğunu görünce ocaktan aldım) Ocaktan almadan limonunu ekleyip 5 dakika daha ocakta tutuyoruz. Ben tenceredeki reçel soğuyunca üzerine tülbent kapatıp 4 gün balkonda güneşlendirdim. Sizde sulu olduğunu düşünürseniz güneşte bırakın.


VİŞNE LİKÖRÜ
Malzemeler:
1,5 kilo çekirdekleri alınmışvişne
750 gr toz şeker
çubuk tarçın ve 7-8 karanfil
Büyük bir kavanozun içi, bir sıra vişne bir sıra toz şeker şeklinde doldurulur. İçine tarçın ve karanfilller atılır. Balkonda güneş alan bir yere konur. Arada sırada biraz sallanır. 2 hafta sonunda kapağı açılıp bir kaşık yardımıyla vişneler azıcık ezilir ( suları iyice çıksın diye ). Tekrar ağzı sıkıca kapatılıp 2 hafta daha güneşte bekletilerek fermante olması sağlanır. Sonra alkol eklenir, ve cam şişelere konularak saklanır. Tanelerini yemek istemezseniz süzüp şişelere doldurabilirsiniz. Ama bence miniklikör bardaklarında küçük bir vişne tanesi hoş duracaktır.
Not:
Ben bu sene ilk defa likör yaptım. Daha alkolü eklememe 1 hafta var ve nasıl sonuç alacağımı bilemiyorum. Diğer bloglar da da bolca vişne likör tarifi var. Deneyimli arkadaşların fikirlerini alıp öyle işe başlayın isterseniz. Gerçi benim tarifimde teyzemden ama, bakalım ne sonuç alacağım..
Not2: Bugün 21 ağustos, vişnelerin içine alkol ekledim. :)den arkadaşımın tavsiyesi üzerine votka koydum. Yarım çaybardağından biraz fazla votka karıştırdım. Şimdi biraz daha bekleyeceğim. Tadları iyice karışsın diye. Sonra alkol az gelmişse gene ekleyebilirim sanırım. İnsanlık tarihinin en eski yöntemini kullanıyorum anlayacağınız, deneme-yanılma..